Blog Alemi
Yazmaya nasıl başladın sorusuna ne kadar alışıksa bir yazar, bir blogger da neden bir blogda yazma gereği duydun sorusuna o kadar aşinadır.Yani öyle olduğunu umut ediyorum O kadar sık karşılaşıyorum ki bu soruyla, artık neden yazdığımı açıklamak için kurduğum cümleleri bile bir kalıba oturtmuş vaziyetteyim.
Kimileri sırf meraktan soruyor bu soruyu. Hani alacağı cevap onu hiç bir koşulda tatmin etmeyecek. Sırf muhabbet olsun, bir şeyler konuşulsun da konu ne olursa olsun havasındalar. Kimileri de kendileri blog yazmak istediklerinden ama bunun için kendilerinde cesaret bulamadıklarından yöneltiyor bu soruyu. Genelde bu kesim belirli bir zaman sonra yardım isteğiyle farklı sorularla geri dönüş yapıyor. Böyle durumlarda elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Ne de olsa gerçek hayatta anlatmak isteyip de anlatamadığımız bizi yaralayan olayların varlığı bilinen bir gerçek. Bunların üzerine ek olarak bir de üstesinden gelemediğimiz işler gelince, bu basit denklem içinden çıkamayacak karmaşıklığa bürünüyor.
Blog yazmak zahmetli bir durum gibi gelebilir bazılarımıza, bazılarımız da tereyağından kıl çeker gibi der blog yazmak için. Kimileri güncelliğe önem verir, kimileri kopyala-yapıştır mantığıyla hareket eder falan filan. Önemli olan kendini nasıl ifade edeceğin. Sen dersin kara, ben derim siyah… İşte bloglar kendi iç dünyamızı yansıtmak için kullandığımız birer araç… Amacımıza hizmet eden bir araç. Gerçek hayatta olduğu gibi önemli olan yine kendimiziz.
Blog işte, adı üstünde web günlüğü. Ya da artık siz nasıl adlandırmak istiyorsanız öyle bir şey.
Benim bloglara olan merakım az biraz ruhsal yönden çökkünlük zamanlarıma denk geliyor. Evden dışarı çıkmadığım, kendimi mutlu hissetmediğim anlarda bir bloggerı takip etmeye başlamıştım. Yazdığı yazılarda kendimden bir parça buluyordum. Neredeyse her gün o bloga bakar olmuştum. Acaba bugün nasıldı, ne yaptı, iyi mi şimdi, hüzünlü mü acaba yine…
Yazılarına yorum yazmak istiyordum, ama korkuyordum da ya önemsemezse beni, ya cevap vermezse… Bu değersizlik hissi beni öldürüyordu. O yazılarında kendini değersiz hissediyordu, bense onun yazılarını okurken değersizliğimi ruhumun en derinlerinde hissediyordum. Sonra sonra yaklaşık bir altı ay geçti ilk yazısını okumamın üzerinden ki depresyonla ilgili bir yazı yayınladı. O yazısına yorum yazdım. Yorumuma cevap verdi. Çok mutlu olmuştum. İçim içime sığmıyordu. Günlerce yorumlar üzerinden konuştuk ve o blogger sayesinde ben tedavi olmaya karar verdim. Tedavi olma kararımla da blog yazma maceram başlamış oldu. Artık hayatta benim gibi sıkıntı çekenlerin de olduğunu biliyordum. Yavaş yavaş kendi iç dünyamdan uzaklaştım ve çevremde olan bitenlere kulak kabartır oldum. Ne kadar çok şey değişmişti.
Mesela bloga ilk müzik ekleme denemem resmen fiyaskoydu… Sözde bilgisayardan çok iyi anlayan ben dandik bir yazıma bir şarkıyı dahi eklemeyi becerememiştim. Birkaç yazı (ki onlarda başka bloglardandı) okudum. Veee sonunda galibiyet! Azmin zaferi! Kazanmış, yazıma şarkı eklemeyi başarmıştım. Böyle basit bir şey bile beni mutlu etmeye yetmiş de artmıştı. Hatta bu mutlulukla birkaç hafta idare edebilirdim
Yılmadım, öğrenmeye devam ettim. Blog temasıydı, blog adresiydi, güncellikdi, oydu buydu derken bir baktım ki blog yazmaya başlayalı yaklaşık dört seneyi devirmişim. Şimdilerde sevdiğim blogları çok sık olamamakla birlikte okumaya devam ediyorum. Derslerimin yoğunluğundan kafamı kaldırabildiğim ölçüde kendi bloguma bakıyorum.
Ayrıca blogları okurken daha rahat olması sebebiyle feedly kullanıyorum. Hani kullanmak isteyen olursa, basit arayüzü resmen kullanıcı dostu. Linki de vereyim de aramak zorunda olmayın
http://www.feedly.com/
Hani severek takip ettiğim bloglar falan demişken, sevdiğim bloglardan bir kaçını da yazsam mı diye düşünüyordum ki yazasım geldi Yazayım mı? Yazayım, yazayım tabi.
Neo’nun Köşesi : http://scnneo.blogspot.com/
Uzak Doğu filmlerine aşina olmayan insanlara, Uzak Doğu filmlerinin de kaliteli yapımlar olduğunu anlatan sevdiğim bloglardan. Eğer bir film izleyeceksem ve Neo o filmle ilgili bir yazı yazmış mı diye bakmadan edemem.
CineShoot : http://cineshoot.blogspot.com/
SirEvo şu an vatani görevini yapmakta olan bir blogger. Bir dizi izleyeceksem eğer ilk önce SirEvo’nun fikrini alırım. Hiç zevklerime ters bir tavsiyesi olmadı bugüne kadar. Ayrıca vatani görevde olduğundan bu aralar hiç yazısı olmadığından dizi izlemiyorum dersem yalan olmaz
Su İzleri : http://suizleri.blogspot.com/
Hani bazılarımız içinden geçenleri kelimelere dökmeye zorlanır, hissettiklerini karşısındakine nasıl aktaracağını şaşır ya Efsa işte o hissettiklerinize kısacık cümlelerle tercüman oluyor. İnce bir çizgide gittiğinizi hissettiğinizde Su İzleri bloguna bir göz atın derim.
Jeliboncuk : http://jeliboncuk.blogspot.com/
Blogun adından da alayacağınız üzre cıvıl cıvıl bir blogger Jeliboncuk. Kendi el işlerini yayınlar blogunda. Yaptığı küpeler, kolyeler, bileklikler insanın içinde yaratıcılık hissini tetikliyor.
#ff_öykücüsü : http://ff-oykucusu.tumblr.com/
Kim kendisine ait bir öyküsü olsun istemez ki… Açıkçası ben çok istiyordum. Ve yardımıma kim koştu dersiniz?
Tabiki de Muharrem Gürsu Hani nerede senin hikayen dediğinizi duyar gibiyim. Link vereyim de bakın Kayıp Ruhun Peşinde : http://ff-oykucusu.tumblr.com/post/11313115947
Son olarak Aslısın : http://aslisin.blogspot.com/
Bloggerdan, twitterdan, friendfeedden, facebooktan… Artık siz ne derseniz ordan takip ettiğim harika kişilik, kalemi kuvvetli blogger. Her yazısı tadından defalarca okunur. Yorumlar kucak kucak… Takip edilesi bir bloggerdır.
Güzel linkler öneriler paylaşmışsın. Blog demek sadece yazmak demek değil; aynı zamanda diğer yazanları da okumak demek…