Blog Dergisi
  • Anasayfa
  • Kategoriler
    • Blog Destek
    • İnternet
    • Kişisel Gelişim
    • Kitap
    • Konuk Blog Yazarı
    • Mini Oyun
    • Mizah
    • Moda
    • Müzik
    • Oyun
    • Rengarenk
    • Röportaj
    • Sinema
    • Sosyal Medya
    • Teknoloji
    • TV Serileri
  • Dergiler
  • Tüm Yazılar
  • Tasarımcı Ol
  • Yazar Ol
Anasayfa » Dead Space 2
Ağu30 0

Dead Space 2

Yazar:Blog Dergisi | Kategori:Genel

Tweet
Share


Karanlık koridorlar, izbe köşeler, tekinsiz fısıltılar ve uzaktan gelen acı dolu çığlıklar… Bunları daha önce de yaşamıştım. O zaman çok daha farklı bir yerde, Ishimura adlı devasa uzay gemisinin derinliklerindeydim. Tüm bunları geride bırakmış, zor da olsa kendimi o kâbustan kurtarmıştım. Yoksa hiç kurtulamadım mı? Ya da tüm bunlar zihnimin bana oynadığı bir oyun mu? Bu soruların hiçbirine cevap veremiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var, o da hayatta kalmak için bu dehşetle yüzleşmem gerektiği. Yine… Benim adım Isaac Clarke. Ya da ondan geriye kalan her kimse…

İlk oyunu yâd etmeli…

Dead Space, 2008 yılında sessiz sedasız piyasaya sürülmüş ve tabiri caizse hepimizin gözlerini yuvalarından uğratmıştı. Sağ gösterip sol vurmuş, arkamızdan sessizce yaklaşarak “Bö!” demişti bizlere adeta. Aslında bizi bu kadar şaşırtmasındaki başlıca sebep hiç birimizin oyunun bu kadar iyi çıkacağını beklememizdi. Çünkü dağıtıcı firması olan EA Games o yıllarda izlediği satış politikası ile çoğumuzun gözünden iyice düşmüştü. Sadece Sims ve Fifa gibi serileri azıcık değiştirerek “sağma” yöntemi uyguluyorlardı çünkü. Aslında EA’in doğru yola dönmesi ve yeniden saygımızı kazanması da Dead Space ve yine aynı zamanlarda çıkarttıkları Mirror’s Age ile başladı desek yanlış olmaz.

Dead Space 2’deki olaylar ilk oyunun sonrası gelişen olayları konu alıyor. O yüzden az da olsa bazı şeyleri bilmeniz gerekli. Oynamayanlar için ilk oyunun konusunu kısaca özetlemek gerekirse; 26. yüzyıl civarlarında Dünya’daki kaynaklar tamamen tükendiğinden insanoğlu uzaya açılmış ve galaksideki gezegenleri maden gemileri ile öğüterek gerekli kaynakları toplamaya başlamıştır. Bir gün bu maden gemilerinin en meşhurlarından biri olan USG Ishimura’dan acil durum çağrısı alınır ve aralarında kahramanımız Isaac Clarke’ın da (İsmi iki ünlü bilimkurgu yazarı Isaac Asimov ve Arthur C. Clarke’ın adlarının birleşiminden oluşturulmuş.) bulunduğu bir ekip olayı araştırmak için olay yerine gönderilir. Bir asker değil tam aksine basit bir teknisyen olan Isaac’in gemiye gitmek için ikinci bir sebebi daha vardır aslında; sevgilisi Nicole de bu gemide görevlidir. Ishimura’daki teknik bir aksaklıktan dolayı araçları bozulan ekip biraz da talihsiz bir şekilde gemiye iniş yapar ve korkunç gerçekle yüz yüze gelirler. Ishimura’nın neredeyse tüm mürettebatı ya delirmiş ya da bilinmeyen bir sebepten dolayı Necromorph adı verilen bir çeşit canavara dönüşmüştür. Isaac ekipteki (ve hayattaki) tek teknisyen olduğundan gemiyi tekrar fonksiyonel hale getirmek ve ekip arkadaşları ile birlikte bu cehennemden kurtulmak onun omuzlarına biner. Tabi işler orada sınırlı kalmaz.

İlk oyunu oynamayı hâlâ isteyenlerinizin olduğunu düşünerek konuyu daha fazla anlatmayacağım. Ama işin içine Marker isimli, kendi etrafında sarmallar oluşturan ve üzerinde garip yazılar bulunan bir dikili taşın olduğunu bilmeniz gerekiyor. Isaac bu taşı yok ettikten sonra canını zor kurtararak Ishimura’yı terk etmiş, oyun da o noktada sona ermişti.

Karabasanın dönüşü

Şimdi 3 yıl sonrasında, Satürn gezegeninin Titan uydusu üzerine kurulmuş Sprawl isimli şehirdeyiz. Isaac yaşadığı korkunç olaylardan sonra zihinsel olarak çöküntüye uğramış ve akıl hastanesine kaldırılmıştır. Yaşadığı son üç sene hakkında hiçbir şey hatırlamadığı gibi sürekli Marker, Nicole ve Necromorphlar ile ilgili halüsinasyonlar görmektedir. Ve sonra… Sonrası muhteşem bir açılış!

Şurası kesin, Dead Space 2 son yıllarda gördüğüm en iyi girişlerden birine sahip. Oyun kelimenin tam anlamı ile fişek gibi başlıyor. Biz daha neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt edemez ve kendimizi ara videolara kaptırmışken hastane birdenbire yeni bir Necromorph saldırısına uğruyor. Biz ise üzerimizde bir deli ceketi, elimiz kolumuz tamamen bağlı bir şekilde bu baskının ortasında kalıyoruz! Tam bir çaresizlik anı… Neyse ki Isaac bu dehşetle daha önce de yüzleşmişti ve bununla nasıl başa çıkılacağı çok iyi biliyor. Ortada yeni bir Marker söylentisinin geçmesi ve ilk oyunda başımıza bela olan Unitology kilisesinin etrafta dolanması üzerine bahtsız teknisyenimiz bir kez daha duruma el atmaya ve bu çılgınlığı durdurmaya karar veriyor.

Üçüncü şahıs kamerasından yönettiğimiz kahramanımızın bu kez kendi sesi ve karakteri de var. Sinirleniyor, bağırıyor, çığlık atıyor hatta arada şaka bile yapıyor. Bu küçük eklenti hem konunun işlenişini daha iyi yansıtmalarına hem de karakteri daha çabuk benimsememize neden olmuş. Oyunun hikâyesi yine sinematik anlatım üzerine kurulu ve olayı güzelleştiren de bu. Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi yine ekranımızda hiçbir gösterge mevcut değil. Ne bir sağlık barı ne de başka bir şey, sadece Isaac ve biz… Ne kadar sağlımızın kaldığını kahramanımızın sırtındaki göstergeden anlıyoruz. Ayrıca yaralandıkça yürüyüşü değişiyor ve daha ağır aksak hareket etmeye başlıyor. Tüm bunlar görselliği ve sinematikliği güçlendiren etmenler elbette.

Sizin de tahmin edeceğiniz gibi oyunumuz genelde karşımıza çıkan yaratıkları kesip biçmek üzerine kurulu. İlk oyundaki gergin atmosfer yine çok iyi korunmuş durumda ve her köşe başında bir sonraki dönemeçte karşımıza neler çıkabileceği düşüncesi ile diken üzerinde oynuyoruz. Bu gerginliği sağlayan başlıca şey düşmanlarımızın kolay kolay ölmemesi. Bir Necromorph’u alt etmek istiyorsak vücuduna ya da kafasına ateş etmemiz faydasız, en az iki-üç eklemini koparmamız gerekiyor. Aksi takdirde yaratıklar biz ölünceye kadar peşimizden gelmeye devam ediyor ve emin olun bizi atalarımızın salonlarına en hızlı yoldan postalama konusunda bayağı azimli ve başarılılar. Bir diğer korkutucu olan şey ise tüm bu yaratıkların bir zamanlar bizim gibi bir insan olduğu gerçeği. Necromorphlar, ölmüş insanların yeniden hayat bulan cesetleri ve bazı kısımları halen insani görünümünü koruyor. Bununla birlikte yerde cansız yatan bir bedenin gerçekten ölü mü yoksa gizlenen bir Necromorph mu olduğundan tam olarak emin olamıyoruz. Hal böyle olunca ister istemez histerinin uç noktalarında geziniyoruz ve önümüze çıkan her ceset ile… Eee… Öhöm! “İtina ile” ilgilenmeye başlıyoruz.

Karanlık koridorlar ve uzaktan gelen çığlıklar da bu gergin atmosferi iyice güçlendiriyor. Sprawl, Ishimura’ya göre daha büyük bir yer olduğundan oyunun o klostrofobik atmosferi de bir nebze de olsa değişiyor. Oyun boyunca hastaneler, alış-veriş merkezleri, yaşam alanları ve okul gibi pek çok yere girip çıkıyoruz. Bu bölgelerin bir zamanlar yaşayan bir yer olduğunu bilmek, bir zamanlar normal insanların burada hayatlarını sürdürdüğünü hissetmek ve mekânın geçirdiği değişimi görmek ister istemez irkilmemize neden oluyor.

Make us whole again…

İlk oyundaki düşmanlarımız yine yerli yerindeyken bunların yanına birkaç yeni yaratık eklemeyi ihmal etmemiş Visceral Games. Mesela The Pack / Sürü isimli yeni bir düşmanımız var. Ya da düşmanlarımız mı desek? Adından da anlaşılabileceği gibi sürü halinde dolaşan bir grup aslında The Pack ve içlerinden biri tepenize çıktı mı büyük oranda zarar verebiliyorlar. Bir diğeri ise Stalker… Diğerlerinin aksine keskin bir zekâ örneği gösteren bu avcılar gölgelere gizlenerek saldırı için doğru anı bekliyorlar sonra da olağanüstü bir hızla üzerimize atılıyorlar. Isaac’in ağır zırhından kaynaklanan hantal hareketlerini de işin içine kattığınızda yaşadığınız paniği varın siz düşünün. Bir diğer yeni düşman çeşidi ise Puker… Bizi yavaşlatabilen bu elemanın yaptığı saldırı biraz mide kaldırıcı cinsten (nedeni adında saklı). Gerçi Isaac oyun boyunca öyle farklı şekillerde öyle dehşet verici bir biçimde ölüyor ki ekrana ağzınız bir karış açık bakakalmanız muhtemel. Oyundaki şiddet sahneleri çok fazla, o yüzden yanınızda aile fertleriniz varken oynamayın. Aksi takdirde insanların size olan bakış açıları feci şekilde değişebilir, söylemedi demeyin. (Evet, tıpkı reklamda söylediği gibi anneniz bu oyundan nefret edecek. Yani oyun süper!).

İlk oyunu oynayanlar bilirler, Isaac normalde bir asker değil de teknisyen olduğu için kullandığı silahlar da aslında teknik ekipmanlardan oluşuyordu. İkinci oyunda da bu gelenek sürdürülmüş ve ilk oyundaki silahlar aynen oyuna aktarılmış. Evet, sağdık Ripper’ımız tekrar bizlerle. Havada dönen testereler fırlatan bu mühendislik harikası, bize çok yaklaşan arsız Necromorphlar’a haddini bildirerek hayatımızı kurtarmaya devam ediyor. Bunların dışında Detonator isimli, mayın döşeyerek düşmanlarımıza tuzak kurabilmemizi sağlayan yeni bir silah ve Javelin Gun isimli, ok atarak yaratıkları duvarlara çivileyen bir başka yeni silah emrimize amade. Oyunda ilerledikçe topladığımız Power Node adındaki parçalar vasıtası ile silahlarımızı upgrade edebiliyoruz. Upgrade ve Save sistemi oyunda değişmeyen şeyler olarak gözümüze çarpıyor.

Etraftaki ağır nesneleri oradan oraya taşıyabilmemizi sağlayan Kinesis teknolojisi (Evet, Gravity Gun gibi) biraz daha geliştirilerek ofansif anlamda da kullanılabilir hale getirilmiş. Artık yerde bulduğumuz sivri metal parçaları ya da daha iyisi Necromorphların kendi uzuvlarını bir mızrak misali düşmanlarımıza fırlatabiliyoruz. Özellikle ileri zorluk seviyelerinde mermi sıkıntısına birebir geliyor bu yeni saldırı şekli. Eşyaları ve düşmanlarımızı yavaşlatabilmemize olanak sağlayan Stasis özelliğimiz de yerini koruyanlar arasında.

Yönümüzü daha kolay bulmamızı sağlayan Ping teknolojisi de deli hastanesinde geçirdiğimiz son 3 yıl içerisinde seviye atlamış. Artık sadece bir sonraki göreve giden yolu değil, bir sonraki kayıt noktasını, en yakın upgrade merkezini veya silah, zırh vs. satın alabildiğimiz dükkânların yerini de gösterebiliyor.

Hiç kuşkusuz ilk oyunun en zayıf kaldığı yön konu anlatımıydı. Ortada bir Marker, bir Unitology lafı dönüp duruyor ama hiçbirini tam olarak kavrayamıyorduk. Konuyu tam olarak kavrayabilmemiz ancak oyun için hazırlanan çizgi-romanı okuduktan ve Dead Space: Dawnfall isimli animasyon filmini izledikten sonra gerçekleşiyordu. Neyse ki Visceral Games bu hatasından ders çıkarmış ve bu kez senaryo sunumuna biraz daha ağırlık vermiş. Artık neyi niye yaptığımızı daha iyi kavrayabiliyoruz. Ayrıca ilk oyunda beri peşimizi bırakmayan “Make us whole again / Bizi tekrar bir bütün haline getir.” lafının da ne anlama geldiğini nihayet daha iyi anlayabiliyoruz bu sayede. Bu arada yine oyun çıkmadan kısa bir süre önce yayınlanan Dead Space: Aftermath isimli animasyonu izlerseniz iki oyun arasında gerçekleşen olayları iyi bir hikâye eşliğinde izlemeniz de mümkün.

Isaac usta, elin değmişken benim arabaya da bir el at be!

Tüm bu iyileştirmelerin yanında değişmeyen bir şey var o da Isaac’in hâlâ başkaları tarafından oraya buraya gönderilmesi. İnsan böyle bir başlangıç ve iyi sunumdan sonra Isaac’in hayatta kalmak için kendi mücadelesini vermesini bekliyor. Fakat hiç de öyle olmuyor ve tıpkı ilk oyunda olduğu gibi karşılaştığımız insanlar sürekli bizden bir yere gitmemizi ve bir şeyleri tamir etmemizi istiyor. Bulmacaların yapısı genel olarak ilk oyunla aynı. Bozulan asansörleri tamir etmek, bazı yapay zekâları devre dışı bırakmak, gücü yeniden aktif hale getirmek vs. Sıfır yer çekimi alanları da yine karşımıza çıkıyor bu bölümlerde. Bu kez nereye atlayabileceğimizi seçebiliyor ve havadayken ateş edebiliyoruz.

Sprawl’un basınçlı atmosferi oynanışa yenilik getiren hoş bir etmen olmuş. Bazı odalarda bulunan camları patlattığımızda odadaki her şey büyük bir vakum gücü ile uzaya çekiliyor. Buna biz ve düşmanlarımız da dâhil. Tek bir hamleyle birçok yaratıktan aynı anda kurtulmak için etkili bir yöntem olsa da eğer yeterince hızlı olamazsak bizim de onlara katılmamız an meselesi oluyor. Böyle durumlarda bir-iki saniye içinde acil durum düğmesini vurmamız gerekiyor, o panikle ne kadar isabetli bir atış yaparsınız orasını bilemem tabi.

Oyunun dört farklı zorluk seviyesi var; Casual, Normal, Survivalist ve Zealot. Tek kişilik görevi bu seviyelerden birinde bir kez bitirdiniz mi bu kez de Hard Core modu aktif hale geliyor. Bu modda oynamak gerçekten de çok zor. Düşmanlar daha güçlü, mermi daha kısıtlı ve sadece üç kez kayıt hakkınız var! Otomatik saklama noktalarının bu modda olmadığını da hemen belirteyim. Öldüğünüz zaman en son kaydınızdan devam etmek zorundasınız. Hard Core’da bitirenleri ise küçük bir sürpriz bekliyor olacak. Bu modun dışında bir de “New Game +” seçeneği çıkıyor karşımıza. Bu seçenekle yeni bir oyun başlattığımızda oyunun sonunda kazandığımız tüm ekipman ve upgrade’ler ile ikinci bir tura çıkabiliyoruz. Oyunu tek oynayışta tüm upgrade’leri almamız mümkün olmadığından hoş bir seçenek olmuş. Aynı zamanda normal oyunda bulunmayan iki yeni zırh çeşidi de New Game + seçeneğinde kullanılabilir hale geliyor.

Oyunun ortalarında oyun biraz tempodan düşüyor ve artık “Şu köşeyi dönünce kesin bir şey olacak.” moduna bağlıyorsunuz. Genellikle de haklı çıktığınızdan hafiften sıkmaya başlıyor… dediğiniz anda oyun öyle bir yön değiştiriyor, senaryo öyle noktalara kayıyor ki az önce düşündüğünüz şeyleri bir güzel yalayıp yutuveriyorsunuz. Dead Space 2’nin sonu da tıpkı başı gibi oldukça sağlam ve sizi yerinize çivileyecek cinsten.

İngiliz anahtarının gücü adına!

Grafik anlamda oyuna baktığımızda gerçekten de harika grafikler ile karşılaşıyoruz. Orada burada ufak tefek hatalar olsa da ve yakından bazı kaplamalar biraz kötü görünse de o kadar hata kadı kızında da olur deyip bir gözümüzü kapatıveriyoruz. Ses ise oyunun atmosferden sonra en başarılı olduğu alan. Karakter seslendirmeleri, patlamalar, silahlarımızdan çıkan sesler ve koridorda yankılanan çığlıklar sizi iyice havaya sokuyor. Kontroller ve kamera açıları da oldukça rahat. Ama oyun çok kısa… Oynayış hızınıza bağlı olarak 8-10 saat gibi bir sürede tamamlamanız olası Dead Space 2’yi. Son yıllarda moda olan kötü bir özellik oldu kısa oyun süreleri. Yine de bizlere sunduğu atmosfer kesinlikle harika.

Elimizdeki şöyle bir toplayalım; eski silahlarımız yine bizlerle fakat bir iki yeni silahımız var. Eski düşmanlarımız da yine bir-iki yeni transfer ile dimdik karşımızdalar. Stasis ve Kinesis bir kez daha emrimize amade. Oynanış desen aynı… Eee? Bu oyun ilk Dead Space’in sadece biraz daha iyileştirilmiş hali gibi yahu? Gibi değil, aynen öyle… Visceral Games zaten iyi olan oyun mekaniklerini değiştirmeden sadece iyileştirme yoluna gitmiş. İyi mi yapmış kötü mü yapmış orası biraz size bağlı. Eğer ilk oyunu oynamış ve “Bu kadar Dead Space yeter.” diyenlerdenseniz çok da yeni bir şey beklemiyor sizleri. Ama ilk oyuna doyamamış ve daha fazlasını arıyorsanız, üstelik bunu yaparken daha iyi bir senaryo ile daha sağlam bir atmosferi de tatmak istiyorsanız Dead Space 2 sizin oyununuz.

Oyunla kalın…

KÜNYE

Yapımcı: Visceral Games
Tür : TPS
Grafik: 9
Ses: 9
Oynanabilirlik: 9
Eğlence: 9

Artılar: İlk oyuna nazaran daha oturaklı senaryo. Daha sağlam atmosfer. Yeni düşman çeşitleri, silah ve zırhlar. Isaac’in psikolojik bozuklukları (sadist miyiz neyiz?)
Eksiler: Bir yerden sonra tahmin edilebilir olmaya başlıyor. İlk oyunun üzerine çok da fazla bir yenilik getirmiyor. Kısa oyun süresi. Bazı ufak grafiksel hatalar.

NOT:    9 / 10

MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ

Win XP (SP2) / Vista / 7 işletim sistemi
2.8 GHz Dual Core CPU
1GB (XP) /2GB (Vista / 7) RAM
10GB Hard disk boş alanı
Shader Model 3.0 destekli 256MB ekran kartı

Yorum Yap Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Okurlar

Son Yazılar

  • Blog Alemi
  • 2 Ülke 2 Film – Güney Kore
  • 2 Ülke 2 Film – Almanya
  • Bu İş Benim Hakkım
  • Yeni Sezonun Yeni Serileri
  • Bir Sıkıntı Var İçimde
  • PANPİŞ = 459.651
  • Blog Dergisi Sayı 21 (Kasım 2011)
  • Blog Ödülleri 2011
  • Terörü Lanetliyoruz!

Kategoriler

  • Blog Destek
  • Genel
  • İnternet
  • Kişisel Gelişim
  • Kitap
  • Mini Oyun
  • Mizah
  • Moda
  • Müzik
  • Oyun
  • Reklam & Pazarlama
  • Rengarenk
  • Sayılar
  • Sinema
  • Sosyal Medya
  • TV Serileri

Arşivler

Son Yazılar

  • Blog Alemi
  • 2 Ülke 2 Film – Güney Kore
  • 2 Ülke 2 Film – Almanya

Son Yorumlar

  • Bu İş Benim Hakkım için internetten kazanç yolları
  • Blog Dergisi Sayı 15 için Yusuf
  • Blog Alemi için Hakan

Kolay Erişim

  • Anasayfa
  • Dergiler
  • Tüm Yazılar
  • Tasarımcı Ol
  • Yazar Ol

Takip Edin

© 2011 Blog Dergisi | WordPress