<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog Dergisi</title>
	<atom:link href="http://www.blogdergisi.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.blogdergisi.com</link>
	<description>Ücretsiz online e-dergi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 09:39:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Blog Alemi</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/blog-alemi-3</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/blog-alemi-3#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 09:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>leithycat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[Yazmaya nasıl başladın sorusuna ne kadar alışıksa bir yazar, bir blogger da neden bir blogda yazma gereği duydun sorusuna o kadar aşinadır.Yani öyle olduğunu umut ediyorum  O kadar sık karşılaşıyorum ki bu soruyla, artık neden yazdığımı açıklamak için kurduğum cümleleri bile bir kalıba oturtmuş vaziyetteyim. Kimileri sırf meraktan soruyor bu soruyu. Hani alacağı cevap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmaya nasıl başladın sorusuna ne kadar alışıksa bir yazar, bir blogger da neden bir blogda yazma gereği duydun sorusuna o kadar aşinadır.Yani öyle olduğunu umut ediyorum  O kadar sık karşılaşıyorum ki bu soruyla, artık neden yazdığımı açıklamak için kurduğum cümleleri bile bir kalıba oturtmuş vaziyetteyim. </p>
<p>Kimileri sırf meraktan soruyor bu soruyu. Hani alacağı cevap onu hiç bir koşulda tatmin etmeyecek. Sırf muhabbet olsun, bir şeyler konuşulsun da konu ne olursa olsun havasındalar. Kimileri de kendileri blog yazmak istediklerinden ama bunun için kendilerinde cesaret bulamadıklarından yöneltiyor bu soruyu. Genelde bu kesim belirli bir zaman sonra yardım isteğiyle farklı sorularla geri dönüş yapıyor. Böyle durumlarda elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Ne de olsa gerçek hayatta anlatmak isteyip de anlatamadığımız bizi yaralayan olayların varlığı bilinen bir gerçek.  Bunların üzerine ek olarak bir de üstesinden gelemediğimiz işler gelince, bu basit denklem içinden çıkamayacak karmaşıklığa bürünüyor. </p>
<p>Blog yazmak zahmetli bir durum gibi gelebilir bazılarımıza, bazılarımız da tereyağından kıl çeker gibi der blog yazmak için. Kimileri güncelliğe önem verir, kimileri kopyala-yapıştır mantığıyla hareket eder  falan filan. Önemli olan kendini nasıl ifade edeceğin. Sen dersin kara, ben derim siyah… İşte bloglar kendi iç dünyamızı yansıtmak için kullandığımız birer araç… Amacımıza hizmet eden bir araç. Gerçek hayatta olduğu gibi önemli olan yine kendimiziz.<br />
Blog işte, adı üstünde web günlüğü. Ya da artık siz nasıl adlandırmak istiyorsanız öyle bir şey. </p>
<p>Benim bloglara olan merakım az biraz ruhsal yönden çökkünlük zamanlarıma denk geliyor. Evden dışarı çıkmadığım, kendimi mutlu hissetmediğim anlarda bir bloggerı takip etmeye başlamıştım. Yazdığı yazılarda kendimden bir parça buluyordum. Neredeyse her gün o bloga bakar olmuştum. Acaba bugün nasıldı, ne yaptı, iyi mi şimdi, hüzünlü mü acaba yine…<br />
Yazılarına yorum yazmak istiyordum, ama korkuyordum da ya önemsemezse beni, ya cevap vermezse… Bu değersizlik hissi beni öldürüyordu. O yazılarında kendini değersiz hissediyordu, bense onun yazılarını okurken değersizliğimi  ruhumun en derinlerinde hissediyordum. Sonra sonra yaklaşık bir altı ay geçti ilk yazısını okumamın üzerinden ki depresyonla ilgili bir yazı yayınladı. O yazısına yorum yazdım. Yorumuma cevap verdi. Çok mutlu olmuştum. İçim içime sığmıyordu. Günlerce yorumlar üzerinden konuştuk ve o blogger sayesinde ben tedavi olmaya karar verdim. Tedavi olma kararımla da blog yazma maceram başlamış oldu. Artık hayatta benim gibi sıkıntı çekenlerin de olduğunu biliyordum. Yavaş yavaş kendi iç dünyamdan uzaklaştım ve çevremde olan bitenlere kulak kabartır oldum. Ne kadar çok şey değişmişti. </p>
<p>Mesela bloga ilk müzik ekleme denemem resmen fiyaskoydu… Sözde bilgisayardan çok iyi anlayan ben dandik bir yazıma bir şarkıyı dahi eklemeyi becerememiştim. Birkaç yazı (ki onlarda başka bloglardandı) okudum. Veee sonunda galibiyet! Azmin zaferi!  Kazanmış, yazıma şarkı eklemeyi başarmıştım. Böyle basit bir şey bile beni mutlu etmeye yetmiş de artmıştı. Hatta bu mutlulukla birkaç hafta idare edebilirdim </p>
<p>Yılmadım, öğrenmeye devam ettim. Blog temasıydı, blog adresiydi, güncellikdi, oydu buydu derken bir baktım ki blog yazmaya başlayalı yaklaşık dört seneyi devirmişim. Şimdilerde sevdiğim blogları çok sık olamamakla birlikte okumaya devam ediyorum. Derslerimin yoğunluğundan kafamı kaldırabildiğim ölçüde kendi bloguma bakıyorum.<br />
Ayrıca blogları okurken daha rahat olması sebebiyle feedly kullanıyorum. Hani kullanmak isteyen olursa, basit arayüzü resmen kullanıcı dostu. Linki de vereyim de aramak zorunda olmayın <br />
<strong>http://www.feedly.com/</strong></p>
<p>Hani severek takip ettiğim bloglar falan demişken, sevdiğim bloglardan bir kaçını da yazsam mı  diye düşünüyordum  ki yazasım geldi  Yazayım mı? Yazayım, yazayım tabi.</p>
<p><strong>Neo’nun Köşesi  : http://scnneo.blogspot.com/</strong><br />
Uzak Doğu filmlerine aşina olmayan insanlara, Uzak Doğu filmlerinin de kaliteli yapımlar olduğunu anlatan sevdiğim bloglardan. Eğer bir film izleyeceksem ve Neo o filmle ilgili bir yazı yazmış mı diye bakmadan edemem.</p>
<p><strong>CineShoot : http://cineshoot.blogspot.com/</strong><br />
SirEvo şu an vatani görevini yapmakta olan bir blogger. Bir dizi izleyeceksem eğer ilk önce SirEvo’nun fikrini alırım. Hiç zevklerime ters bir tavsiyesi olmadı bugüne kadar. Ayrıca vatani görevde olduğundan bu aralar hiç yazısı olmadığından dizi izlemiyorum dersem yalan olmaz  </p>
<p><strong>Su İzleri : http://suizleri.blogspot.com/</strong><br />
Hani bazılarımız içinden geçenleri kelimelere dökmeye zorlanır, hissettiklerini karşısındakine nasıl aktaracağını şaşır ya Efsa işte o hissettiklerinize kısacık cümlelerle tercüman oluyor. İnce bir çizgide gittiğinizi hissettiğinizde Su İzleri bloguna bir göz atın derim.</p>
<p><strong>Jeliboncuk : http://jeliboncuk.blogspot.com/</strong><br />
Blogun adından da alayacağınız üzre cıvıl cıvıl bir blogger Jeliboncuk. Kendi el işlerini yayınlar blogunda. Yaptığı küpeler, kolyeler, bileklikler insanın içinde yaratıcılık hissini tetikliyor.</p>
<p><strong>#ff_öykücüsü : http://ff-oykucusu.tumblr.com/</strong><br />
Kim kendisine ait bir öyküsü olsun istemez ki… Açıkçası ben çok istiyordum. Ve yardımıma kim koştu dersiniz?<br />
Tabiki de Muharrem Gürsu   Hani nerede senin hikayen dediğinizi duyar gibiyim. Link vereyim de bakın   Kayıp Ruhun Peşinde : http://ff-oykucusu.tumblr.com/post/11313115947</p>
<p><strong>Son olarak Aslısın : http://aslisin.blogspot.com/</strong><br />
Bloggerdan, twitterdan, friendfeedden, facebooktan… Artık siz ne derseniz ordan takip ettiğim harika kişilik, kalemi kuvvetli blogger. Her yazısı tadından defalarca okunur.  Yorumlar kucak kucak…  Takip edilesi bir bloggerdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/blog-alemi-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2 Ülke 2 Film – Güney Kore</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/2-ulke-2-film-%e2%80%93-guney-kore</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/2-ulke-2-film-%e2%80%93-guney-kore#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Nov 2011 16:36:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gizem.kuzu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[günek kore]]></category>
		<category><![CDATA[Oldboy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=1028</guid>
		<description><![CDATA[Oldeuboi (Oldboy) 2003 yapımı Oldboy, bir intikam filmi. Bir yere kapatıldığınızı ve 15 yıl boyunca hapis tutulduğunuzu düşünün  ayrıca neden orada tutulduğunuzu bile bilmiyorsunuz. Salıverildikten sonra yaşadıklarınız ise o 15 senenin yanında solda sıfır kalıyor. Güney Kore sineması çok para harcamadan hikayeyle destekli oyunculuklar dahilinde mükemmel yapımlar ortaya koyuyor. Yönetmen Chan-wook Park’ın en ürkütücü ve sarsıcı filmi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Oldeuboi (Oldboy)</strong></p>
<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/old+boy.jpg" rel="lightbox[1028]"><img class="alignnone size-full wp-image-1029" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/old+boy.jpg" alt="" width="560" height="356" /></a></p>
<p>2003 yapımı Oldboy, bir intikam filmi. Bir yere kapatıldığınızı ve 15 yıl boyunca hapis tutulduğunuzu düşünün  ayrıca neden orada tutulduğunuzu bile bilmiyorsunuz. Salıverildikten sonra yaşadıklarınız ise o 15 senenin yanında solda sıfır kalıyor.</p>
<p>Güney Kore sineması çok para harcamadan hikayeyle destekli oyunculuklar dahilinde mükemmel yapımlar ortaya koyuyor. Yönetmen <strong>Chan-wook Park</strong>’ın en ürkütücü ve sarsıcı filmi diyebilirim Oldboy için.</p>
<p>Sıradan bir insan olan Oh Dae Su (<strong>Min-sik Choi</strong>) ortada hiçbir sebep yokken bir hücreye mahkum edilir, hem de 15 yıl boyunca. Dünyayla tek bağlantısı ise hücresindeki küçük bir televizyondur. Bir gün haberlerde karısının öldürüldüğünü duyar ve bu olayla bağlantısı olduğu düşünüldüğü için kapatıldığını anlar. Hapis kaldığı süre boyunca oradan çıktığında kendisine bunu yapanlardan intikam alacağına dair kendine yemin eder. 15 yıl sonunda Dae Su para dolu bir cüzdan ve bir telefonla serbest bırakılır. Serbest kaldıktan sonra gittiği bir Japon lokantasında bayılır ve lokantanın aşçısı Mido’nun evinde gözlerini açar. Yaşadıklarını Mido’ya anlattığında Mido kendisine yardım etmeye karar verir ve kendini mahkum eden  Lee Woo Jin’i bulur. Bir iddiaya girerler; beş gün içinde hapsedilmesinin gerçek nedenini bulursa Lee Woo Jin intihar edecektir  bulamazsa, kendisine yardım eden Mido’yu öldürecektir. Buradan sonra olayların seyrindeki dehşet insanın kanını donduruyor.</p>
<p>Filmin bu denli etkileyici olmasının bir sebebi de sanırım bütün olaylar içerisinde yer alan ensest bir ilişkidir. Ensest kelimesi bile normal insanlar için rahatsız edici olurken, bunu bir kurgunun içerisinde seyretmek insanın sınırlarını zorluyor.</p>
<p>Yok artık bu kadar da olmaz dedirten bir planlama var filmde. Midenize bir yumruk gibi inen bu film intikam kavramını bir kez daha gözden geçirtiyor bizlere.</p>
<p>2004 Güney Kore Büyük Çan Ödülleri’nde en iyi yönetmen başta olmak üzere birçok dalda ödül alan film, aynı zamanda 2004 Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nün de sahibi oldu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/2-ulke-2-film-%e2%80%93-guney-kore/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2 Ülke 2 Film – Almanya</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/2-ulke-2-film-%e2%80%93-almanya</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/2-ulke-2-film-%e2%80%93-almanya#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Nov 2011 16:34:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gizem.kuzu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[The Lives of Others]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=1023</guid>
		<description><![CDATA[Das Leben der Anderen (The Lives of Others) Senaryosunu Florian Henckel von Donnersmarck‘ın yazdığı ve yönettiği filmin baş rollerini Martina Gedeck, Ulrich Mühe ve Sebastian Koch paylaşmıştır. “Başkalarının Hayatı” yönetmenin kendi başına çektiği ilk uzun metrajlı film olup 2006 yılında dramatik bir dönem filmi olarak vizyona girmiştir ve “en iyi yabancı film” dalında Oscar’a aday gösterilip ödülü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Das Leben der Anderen (The Lives of Others)</strong></p>
<p><img class="size-large wp-image-1024 alignleft" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/wallpaper-900386-1024x475.jpg" alt="" width="614" height="285" /></p>
<p>Senaryosunu<strong> Florian Henckel von Donnersmarck</strong>‘ın yazdığı ve yönettiği filmin baş rollerini Martina Gedeck, Ulrich Mühe ve Sebastian Koch paylaşmıştır. “Başkalarının Hayatı” yönetmenin kendi başına çektiği ilk uzun metrajlı film olup 2006 yılında dramatik bir dönem filmi olarak vizyona girmiştir ve “en iyi yabancı film” dalında Oscar’a aday gösterilip ödülü kapmıştır. Yine aynı dalda BAFTA, Bodil ve César ödüllerini kazanmıştır.</p>
<p>“Başkalarının Hayatı”, 80′li yıllarda Berlin duvarının yıkılması öncesinde yaşanan trajik dönemi anlatıyor. 1984 yılının Doğu Almanya’sında geçen filmde, ülkenin güçlü polis örgütü Stasi’nin yetenekli istihbarat ajanı Yüzbaşı Gerd Wiesler’in rejim karşıtı olabilecekleri düşünülen bir sanatçı çifti gizlice dinleyip takip ederken yavaş yavaş yaptığı işten pişmanlık duyması anlatılmaktadır. Ancak film öncelik olarak politik mesaj verme kaygısı içermiyor.</p>
<p>Olaylar Doğu Almanya’da 1984 yılında başlar ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasından iki yıl sonra yani 1991 yılında biter. Ülkede Stasi adında çok güçlü bir istihbarat ağı kurulmuştur ve yüzbinlerce istihbarat elemanı çalıştırmaktadır. Bunlardan biri de oyun yazarı Georg Dreyman’ı (<strong>Sebastian Koch</strong>) dinlemeye alan Yüzbaşı Gerd Wiesler’dir. Emri veren bakanın tek emeli sanatçı çiftin rejim karşıtı olduğunu ortaya çıkarmak değil aynı zamanda Dreyman’ın birlikte yaşadığı sevgilisi Christa-Maria Sieland’da (<strong>Martina Gedeck</strong>) gözü olmasıdır. Weisler ekibiyle birlikte 24 saat hayatlarının içinde olmak için yazarın evine dinleme cihazları yerleştirerek binanın çatı katına da tam teşekküllü bir dinleme istasyonu kurarlar. Yazarın her konuşmasını kaydeder, her alışkanlığını not etmeye başlarlar. Başlarda rejime sadık olan Dreyman kız arkadaşına şantaj yapılarak Bakan Hempf’le cinsel ilişkiye zorlanması ve sahne yönetmeni arkadaşının intihara sürüklenmesi üzerine Batı Almanya’da çıkan Der Spiegel dergisine isimsiz bir yazı yazar. Bu yazı şüpheleri iyice Dreyman’ın üzerine çeker. Ancak Yüzbaşı Wiesler çiftin hayatına fazlasıyla dahil olmuştur, ve empati kurmaya başlamıştır. Evde olmadıkları zamanlar daireye inip onların okudukları kitapları alıp okumaya başlar. Artık Yüzbaşı onları ihbar etme kaygısını geçmiş onlara yardım etmeye başlamıştır.</p>
<p>Filmde kullanılan elektronik dinleme ve kayıt cihazları gerçekten Stasi istihbarat teşkilatı tarafından o tarihlerde kullanılmış cihazlarmış ve çekimler için özel olarak müzelerden ve özel koleksiyonculardan temin edilmişler.</p>
<p>Tam anlamıyla başarılı bir dönem filmi. İzlerken yalnızca dönemin politik yapısını anlamakla kalmıyor bu yapının altında ezilen hayatlara da şahit oluyorsunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/2-ulke-2-film-%e2%80%93-almanya/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu İş Benim Hakkım</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/bu-is-benim-hakkim</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/bu-is-benim-hakkim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2011 10:12:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oğuz Aslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[iş başvurusu]]></category>
		<category><![CDATA[mülakat]]></category>
		<category><![CDATA[özgeçmiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=1005</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Hakları ile ilgili konular, farkında olsak da olmasak da hayatın her köşesinde karşımıza çıkıyor. Kişisel Gelişim ile ilgili alanlara geniş bir çerçeve ile baktığımızda en temel haklardan birinin eğitimde fırsat eşitliği olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazıda üzerinde duracağımız nokta ise daha çok iş görüşmelerinde ve iş başvurularında sahip olmamız ya da korumamız gereken haklarımız. Konuyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/mulakat_3.jpg" rel="lightbox[1005]"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1006" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/mulakat_3-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>İnsan Hakları ile ilgili konular, farkında olsak da olmasak da hayatın her köşesinde karşımıza çıkıyor. Kişisel Gelişim ile ilgili alanlara geniş bir çerçeve ile baktığımızda en temel haklardan birinin eğitimde fırsat eşitliği olduğunu söyleyebiliriz. Bu yazıda üzerinde duracağımız nokta ise daha çok iş görüşmelerinde ve iş başvurularında sahip olmamız ya da korumamız gereken haklarımız.</p>
<p>Konuyu öncelikle yurt dışından açmak gerekir diye düşünüyorum. Yaptığım eğitimlerden birinde, katılımcılardan bir kişi, Amerika Birleşik Devletleri’ne bir iş başvurusu için özgeçmişini gönderdiğini söylemişti. Özgeçmişini gönderdikten bir süre sonra, firma yetkilileri, özgeçmişi geri göndererek fotoğrafını çıkardıktan sonra yeniden göndermesini talep etmişler. İnsan hakları konusunun her geçen gün önem kazandığı dünyamızda, bir işe başvuran adayların eşit koşullarda değerlendirilmesini sağlamak gerekiyor. Bunu yapabilmenin en iyi yolu olarak yurt dışında adayların kişisel bilgilerinin gizli tutulması görülüyor. Mülakatlar esnasında sorulan, evli misiniz, evlenmeyi düşünüyor musunuz, çocuğunuz var mı veya çocuk yapmayı planlıyor musunuz gibi sorular nedeniyle dava açılan şirketler olduğunu biliyoruz. İşin özünde şu var. Çalıştıracağınız kişi, teknik ve pratik yetkinlikler bakımından aradığınız kriterlere uygunsa, işveren olarak, o kişiye çalışma imkânı vermeniz, insan hakları gereği bir zorunluluk olarak karşınıza çıkabiliyor. O nedenle fotoğrafınızın yani dış görünüşünüzün, cinsiyetinizin ya da medeni durumunuzun işe alım esnasında etkileyici bir durum olmaması gerekiyor. İşin olması gereken kısmı bu şekilde. Bir de olan kısmı var ki uygulamada yukarıda da bahsettiğimiz yurt dışındaki örneklerin konuya özen gösterdiklerini görebiliyoruz.</p>
<p>İşverenler neden adayların özel hayatları ile ilgili bilgi edinmek istiyorlar sorusunun birçok cevabı var. Örneğin kadın adayların çocuk sahibi olacakları zaman kullanacakları izinler, işin aksamasına neden olabiliyor. Bir başka örnek ise görsel açıdan değerlendirme. Eğer görsel temsiliyetin önemli olduğu bir pozisyona eleman alımı yapıyorsanız, adayların dış görünüşleri ile ilgili değerlendirme yapmak istemeniz normal. Diğer yandan, işin niteliği itibariyle görselliğin önemli olmadığı bir işe alım sürecinde, aynı yetkinliklere sahip iki aday arasında seçim yaparken daha güzel ya da daha yakışıklı olan adayı seçmek insan hakları bakımından adaletsiz bir durum yaratıyor.</p>
<p>Yeni bir insanla tanıştığımızda onunla ilgili kararları en fazla otuz saniye içerisinde zihnimiz vermiş oluyor. Bazı uzmanlara göre bu süre yedi saniyeye kadar düşerken bazı uzmanlar üç dakikaya kadar çıktığını iddia ediyorlar. Yaptığımız değerlendirmeye ilk izlenim deniyor ve ilk izlenimi değiştirmek hiç kolay olmuyor. Yani insanların dış görünüşünün zihnimize sağladığı verileri önemsiyoruz. Hatta mülakatlarda da aslında işe alım yapan kişin görüşmecinin adayı işe alıp almaya ilk otuz saniye içerisinde karar verdiği iddia ediliyor. Düşünsenize belki de saatlerce süren mülakatların aslında o kadar da etkisi yok. Karar zaten daha ilk dakikalarda verilmiş oluyor. Özgeçmişlerimizde de durum aynı şekilde. Günümüzde bir iş başvurusuna yüzlerce adayın özgeçmişi ulaşıyor. İnsan kaynakları yetkilileri başvuruları çok hızlı bir biçimde inceleyerek en doğru adayı bulmak için her özgeçmişi incelemek için en fazla kırk saniye ayırabiliyorlar. İlk izlenimin üzerimizde bu kadar etkisi varken, özgeçmişimizdeki fotoğrafın işe alım veya görüşmeye çağırılma kararımızı etkileyeceği kesin. Bu nedenle yurt dışında özgeçmişler fotoğrafsız olarak talep ediliyor.</p>
<p>Ülkemizde ise durum biraz daha farklı. Yaptığımız eğitimlerde adaylara, özgeçmişlerinde iyi bir fotoğraf olmasını özellikle tavsiye ediyoruz. Çünkü Türkiye’de birçok şirket, gönderdiğiniz resimsiz bir özgeçmişi değerlendirmeye almıyor bile. Yani yukarıda anlattığımız durumların tam tersini yaşıyoruz. Mülakatlar ise daha da farklı. İnsan kaynakları yetkilisi olan görüşmeci, adayın evli olup olmadığını, değilse ne zaman evleneceğini, çocuğu olup olmadığını, çocuğu varsa bakım sorununu nasıl çözeceğine kadar birçok şahsi bilgiyi mülakatlarda soruyor. Küpe takmış bir erkeğe veya farklı bir dine mensup olduğu bilinen bir adaya karşı bakış değişerek, işe alım kararın etkileyebiliyor. Adayların bu soruları cevaplamayı reddedebilecek, görüşmecinin ise bunları sormanın aslında bir insan hakları ihlali anlamına geldiğini fark edecek bilinç düzeyine gelebilmesi için biraz daha zamana ihtiyacımız var.</p>
<p>Maalesef ülkemizde gerçekleşen çok kötü mülakat tecrübeleri de var. Adaya hakaret eden, aşağılayan görüşmecilerin sayısı oldukça fazla. Kadın adaylara karşı taciz girişimleri veya komplimanlar bile olabiliyor. Adayların böyle durumları dile getirmemesi, katlanmaları, işe girebilmek için göz ardı etmeleri ise kısır döngünün devam etmesine neden olabiliyor. Aslına bakarsanız bir iş görüşmesinde yalnızca görüşmeci aday ile ilgili bir değerlendirme yapmamalı. Aday da o şirket ile ilgili bilgileri, görüşmenin tarzından çıkararak onlar hakkında bir karar verebilmeli ve yalnızca çalışmak için değil, alış veriş yaparken de tercihlerini edindiği bu bilgilere göre yapabilmeli.</p>
<p>Farklı açılardan baktığımızda ülkemizde yapılan mülakatlarda az da olsa ince bir nokta olabileceğini bilmemiz gerekiyor. Kurumlar, adaylar ile görüşürken farklı mülakat tekniklerini uygulayabiliyor. Teknikleri ayrıntılı olarak başka bir yazımızda inceleyebiliriz. Görüşmeye gittiğinizde mülakatınız stres mülakatı veya yapılandırılmış mülakat olabilir. Profesyonel şekilde yapılandırılmış bir görüşmede siz insan hakları ile ilgili haksızlığa uğradığınızı düşünürken aslında görüşmeci veya görüşmeciler sizin farklı yetkinliklerinizi, olaylara karşı verdiğiniz tepkileri değerlendiriyor olabilir. Görüşme sonunda zaten size bilgi verilir. Ancak bir mülakatta karşılaştığınız durumun gerçekten bir stres mülakatı mı yoksa görüşmecinin ve kurumun amatörlüğünden kaynaklanan bir durum mu olduğunu belirlemek adaya kalıyor. Böyle durumlarda temkinli olmakta fayda var.</p>
<p>Her ne kadar ülkemizde iş görüşmelerindeki insan hakları ihlallerinin düzelebilmesi için zamana ihtiyaç olsa da durum ile ilgili bilinç düzeyimizi yükseltmemiz gerekiyor. Bu yazıyı okuyan bir görüşmeci iseniz, şirketinizin politikasını da gözden geçirerek iş görüşmelerinizde insan hakları ihlallerini ortadan kaldırabilir, nitelikleri işe uygun olan her adaya eşit şansı verebilirsiniz. Eğer bir aday olarak bu yazıyı okuyorsanız, bilin ki maalesef ülkemizde birçok işveren, adayların yalnızca yetkinlikleri ile ilgilenmiyor. İstediğiniz işi kaybetmeden bilinç düzeyini artırmak, bu iş benim hakkım diyebilmek sizlerin elinde.</p>
<p>Muhabbetle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/bu-is-benim-hakkim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Sezonun Yeni Serileri</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/yeni-sezonun-yeni-serileri</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/yeni-sezonun-yeni-serileri#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 13:18:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gizem.kuzu</dc:creator>
				<category><![CDATA[TV Serileri]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[new girl]]></category>
		<category><![CDATA[revenge]]></category>
		<category><![CDATA[seri]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[the secret circle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=986</guid>
		<description><![CDATA[Ekranların Yeni Kız Çocuğu – New Girl Yeni sezonun başlamasıyla birlikte merak edilen diziler de bir bir sezona merhaba dediler. Bunların içinde benim en merak ettiğimdi New Girl. E tabi dizinin başrolünde Zooey Deschanel olması yayın saatinde aldığı reytinglerle bir numaraya çıkmasında büyük bir rol oynamış. Açıkçası her filmde büründüğü rolden pek farklı değil burada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/new-girl.jpg" rel="lightbox[986]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1011" title="New Girl" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/new-girl-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a><strong>Ekranların Yeni Kız Çocuğu – New Girl</strong></p>
<p>Yeni sezonun başlamasıyla birlikte merak edilen diziler de bir bir sezona merhaba dediler. Bunların içinde benim en merak ettiğimdi New Girl. E tabi dizinin başrolünde Zooey Deschanel olması yayın saatinde aldığı reytinglerle bir numaraya çıkmasında büyük bir rol oynamış.</p>
<p>Açıkçası her filmde büründüğü rolden pek farklı değil burada da Zooey, sevimliliğinden ve alışılmışlığın dışındaki davranışlarından pek bir şey kaybetmemiş. En son (500) Days of Summer ile akıllarda kalan Deschanel burada yaşadığı kötü ayrılıktan sonra 3 bekar erkeğin yanına taşınan savunmasız, budala ve inanılmaz derecede dürüst 20li yaşlarda bir bayanı canlandırıyor. Yanına taşındığı 3 ‘müzmin’ bekarla birlikte yaşadıklarını anlatılıyor. Bana göre yeni sezonun Big Bang Theory’si diyebilirim. Salı akşamlarının vazgeçilmez eğlencesi artık New Girl.</p>
<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/Revenge-imdb.jpg" rel="lightbox[986]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1012" title="Revenge" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/Revenge-imdb-202x300.jpg" alt="" width="202" height="300" /></a></p>
<p><strong>İntikam sevenlere – Revenge</strong></p>
<p>ABC’nin yeni sezon drama dizisi Çarşamba akşamları yayınlanıyor.Yapımcı Mike Kelley’i Jericho, The O.C. gibi dizilerden de biliyoruz. Dizinin ilk bölümünü 21 Eylül’de izledik ve aslında sevdik diyebilirim. Dizi, küçük bir kızken çevrelerindeki insanlarca tuzağa düşürülen babasından uzun bir süre ayrı yaşayan Amanda’nın intikamı üzerine kurulu.</p>
<p>Bir nişanda işlenen cinayetin ardından 5 ay öncesine dönülüyor ve intikam almak için eski yaşadığı yere Emily olarak dönen Amanda’nın büyük bir ailenin içine nasıl sızdığını izliyoruz.</p>
<p>Emily rolünde gördüğümüz Emily VanCamp’in simasına daha önce izlediğimiz birkaç filminden aşinayız,  geri kalan kadro çok tanıdık olmasa da oyunculuklar tatmin edici. Entrika ve drama sevenlerin kaçırmaması gereken türden bir yapım olmuş.</p>
<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/the-secret-circle.jpg" rel="lightbox[986]"><img class="aligncenter size-full wp-image-1013" title="The Secret Circle" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/the-secret-circle.jpg" alt="" width="225" height="225" /></a></p>
<p><strong>Bir Cadı Hikayesi Daha – The Secret Circle</strong></p>
<p>15 Eylülde ilk bölümünü izlediğimiz ve başrollerini Gale Harold ile Britt Robertson’ın paylaştığı bu yeni soluklu dizimizin konusu da şöyle;</p>
<p>Cadı olan bir aileden gelen Cassie, annesini bir kazada kaybettikten sonra büyükannesinin yanına taşınır ve ailesiyle ilgili bilmediği bir çok şeyi burada öğrenir. Buna kendisinin safkan bir cadı olması da dahildir.</p>
<p>İlk bölümden biraz klişe bir konu gibi gözükse de karakterlerin sağlamlığı diziyi kendi türleri arasında bir adım ileri taşır diye düşünüyorum. En azından soğuk kış gecelerinde can sıkıntısından kurtulmak için biraz gizem arayanlara bire bir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/yeni-sezonun-yeni-serileri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Sıkıntı Var İçimde</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/bir-sikinti-var-icimde</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/bir-sikinti-var-icimde#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 11:30:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>leithycat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=963</guid>
		<description><![CDATA[Gidiyor, çok uzaklara gidiyor.  Amaaan sen de teknolojiden bihaber misin, internet denilen bir şey var, telefon var, cep telefonu var, mail var diyeceksin… Ama insanın sevdiğinin yanı başında olmasından daha güzel ne olabilir ki… İnsanın sevdiğinin kokusunu, hangi koku tutabilir, sevdiğinin öpüşünü hangi öpüş tutabilir, hangi bakış, hangi dokunuş… Gidiyor işte, bense ardından sadece bakıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1.jpg" rel="lightbox[963]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1017" title="Bir Sıkıntı Var İçimde" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1-300x284.jpg" alt="" width="300" height="284" /></a><br />
Gidiyor, çok uzaklara gidiyor.  Amaaan sen de teknolojiden bihaber misin, internet denilen bir şey var, telefon var, cep telefonu var, mail var diyeceksin… Ama insanın sevdiğinin yanı başında olmasından daha güzel ne olabilir ki… İnsanın sevdiğinin kokusunu, hangi koku tutabilir, sevdiğinin öpüşünü hangi öpüş tutabilir, hangi bakış, hangi dokunuş…<br />
Gidiyor işte, bense ardından sadece bakıyorum. Bir şeyler söylemeye yüreğim el vermiyor. Sanki içimdeki sıkıntıyı kelimelere döksem, seslendirsem onu da kendimi de yaralayacağım, bir daha asla düzelmeyecek yaralar açacağım bedenlerimizde.</p>
<p>Yutkunuyorum cümlelerimi, yutkunuyorum gözyaşımı. İçimde derin bir acı, tasvirinin imkanı yok. Midem buruluyor, sanki günlerdir açım… Sarılmak istiyorum sıkıca. Ağlamak istiyorum deliler gibi. Bir şeyleri kırıp döksem rahatlar mıyım? Öfkemi alsam sağdan soldan, camı çerçeveyi yerle bir etsem… Ne geçecekki elime o gittikten sonra.<br />
Kocaman bir sıkıntı var içimde, bütün duygularımı, bütün insani duygularımı sömürüyor. Kara bir delik sanki, yanına yaklaşan her şeyi bilinmeze sürüklüyor.Nasıl bir aşk bu, içim acıyor!</p>
<p>“Eğer gerçekten seviyorsan, eğer gerçekten seviyorsa uzaklık anlamsızlaşır…“ demeyin bana&#8230; Bu zamanda insan kimseye güvenemiyorki, sevdiğinin değişmeyeceğine inansın. Benim ona inancım sonsuz da işte değişen ben olursam… Korkum büyük, korkum beni mahvediyor. Ayran gönüllülük değil bu. Başkasını bulurum falan da demiyorum. Seven insan bekler diyeceğinizi de biliyorum, ama yaşam şartlarımı da bir ben biliyorum. Hayatın koşuşturmacasında aramalar azalacak, mesajlar seyrekleşecek, sohbet bir yerden sonra tıkanacak… Farklı şehirlerde farklı hayatları yaşıyor olacağız. Artık aynı havayı solumayacağız, aynı şeylere yan yana gülemeyeceğiz, sıkıntılarımızı baş başa verip düşünüp, tartışamayacağız.<br />
İnsanlar değişiyor… İnsanların duyguları, düşünceleri, hissettikleri değişiyor. Yaşam koşulları değişen insan farklılaşıyor. O bir sene sonra geldiğinde değişmeyen tek şey dış görüntüsü olacak… Belki de dış görüntüsü bile aynı olmayacak. Ne bileyim kilo alacak ya da kilo verecek… Her neyde değişecek işte… Bakışlarındaki o sıcaklık aynı kalmayacak. Ben gözlerinin içinde kendimi göremeyeceğim. İkimiz arasındaki çekim beklide geri dönmemek üzere çevremizden yok olup gidecek… Kim bilir…</p>
<p>Zamana hakim olamıyorum ki. Zamanı durduramıyorum ki… Keşke elimde sihirli bir değnek olsaydı da zamanı ileri alabilseydim. Zamana ileri alsaydım da yaşayacaklarımın neler olacağını görüp, ona göre karar verebilseydim. Neden sihirli bir değneğim yok ki… Hokus pokusla ilişki mi yürürmüş demeyin. Bir karar vermem gerek ve bu karar beni günlerdir uykusuz bırakıyor. Bu sorumluluğun altından nasıl kalkarım, nasıl ona olmaz yapamam derim…<br />
Kabul ediyorum çok bencilce hareket ediyorum. Herşeyi sadece kendi açımdan düşünüyorum. Ama insan zaten bencil bir varlık ve aşk zaten bencilce bir duygu değil mi? O zaman niye kendimi bu kadar yargılıyorum?</p>
<p>Üzülmesin istiyorum. Onu yaralayan en son insan ben olmalıyım. Sevgimle sarıp sarmalaya bilsem… Hüznümü kör kuyulara atabilsem… O giderken ardından gülümseyerek el sallayabilsem…</p>
<p>Ama içim öyle demiyor işte! Gitme kal de hadi ona, gitme de, durdur onu… Ya hayatı, ya istekleri, ya idealleri ne olacak? Benim için sevdiği şeylerden vaz mı geçmeli? Bir ilişki de illaki özverili mi davranmak gerek?</p>
<p>Bu onun hayatı, bu onun seçimi! Ona engel olamam. Benim ondan isteyeceğim şeyler, onun özveriyle davranıp kabul edebileceği türden şeyler değil! Hayatını ısklamasını istiyorum resmen.</p>
<p>Hayır hayır yapamam bunu. Bu ona haksızlık.</p>
<p>Ama ya ben ne olacağım? Ya benim örselenen, harap olan duygularım ne olacak. Kaybolmuşluğun içinde yitip gideceğim. O hayatına bensiz devam edecek. Ben hayatıma nasıl onsuz devam ederim?</p>
<p>Nasıl olur da onu hayatımın merkezine koyabilirim bu kadar kısa sürede hem de gideceğini bile bile… Geleceğimin üzerine lades oynamışım gibi hissediyorum. Değişecek misin bekleyecek misin sorusu yankılanıyor kulaklarımda! Lanet olasıca tüm sesler düşmanlığınız ne bana? Seviyorum işte, deli gibi seviyorum. Ama gururum var ya o başı eğilmez gururum… Ona söz geçiremiyorum. Ya değişirse, ya başkasını severse, ya beni unutursa…</p>
<p>Bir de kendime güvenmiyorum diye bahanelerin ardına gizleniyorum. Kendime bile yalan söyler oldum. Bu işin içinden nasıl çıkacağım. Ne yapacağım, ne yapmalıyım? Keşke akıl danışacağım birileri olsaydı çevremde… Güzin ablalık yapsaydı ya biri bana…</p>
<p>O yeni bir başlangıç için gidiyor buralardan. Bense ardında yeni başlangıçlara gebe ruhumla, gözleri yaşlı bedenimle kala kalacağım. Hayallerim avuçlarımda paramparça, umutlarım yitip gitmiş… Rüyalarımda bile yalnız olacağım. Şimdi gelse ya, aniden sarılsa ya…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/bir-sikinti-var-icimde/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PANPİŞ = 459.651</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/panpis-459-651</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/panpis-459-651#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 11:12:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>alp.solak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[hilal cebeci]]></category>
		<category><![CDATA[panpiş]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[twitter kullanımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=954</guid>
		<description><![CDATA[26 Eylül 2011 saat 00.31 itibariyle Hilal Cebeci’nin Twitter’daki takipçi sayısı 459.651’eulaştı. Bu sayı Türkiye’nin 81 ilinin 37’sinin nüfusundan daha fazla. Türkiye’de Panpiş’ten daha fazla takipçisi olan ünlülerin sayısı ise bir elin 5 parmağını geçmiyor. Türkiye’de yaşamak, her zaman her duruma hazırlıklı olmak demektir. Ancak bu hazırlık sanıldığı üzere olaylara karşı önlem alma, gereken duyarlılığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>26 Eylül 2011 saat 00.31 itibariyle Hilal Cebeci’nin Twitter’daki takipçi sayısı 459.651’eulaştı. Bu sayı Türkiye’nin 81 ilinin 37’sinin nüfusundan daha fazla. Türkiye’de Panpiş’ten daha fazla takipçisi olan ünlülerin sayısı ise bir elin 5 parmağını geçmiyor.</p>
<p>Türkiye’de yaşamak, her zaman her duruma hazırlıklı olmak demektir. Ancak bu hazırlık sanıldığı üzere olaylara karşı önlem alma, gereken duyarlılığı gösterme falan değildir. Bu hazırlık hiçbir olayı garip karşılamama ve hayatın içinde görmek ile ilgilidir. Kısaca bu ülkede yaşayanlar için hiçbir şey sürpriz değildir. Türkiye’nin en çok benzediği ya da benzemeye çalıştığı ülke ise arada sırada pek sevilmiyor gibi gösterilmeye çalışılsa da bariz bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’dir. Amerika’da tutan, popüler olan bir şeyi 15 gün bilemedin 1 ay içerisinde burada görebilirsiniz. Amerika’da popüler olan bir diziyi birkaç ay içinde burada Türkçe altyazılı seyredebilirsiniz. Amerika’da moda olan herhangi bir saçmalığı, birkaç ay sonra burada yapmaya çalışanların olduğunu görebilirsiniz. Amerika’da da Türkiye’de de cinsellik ve magazin satar, bundan emin olabilirsiniz.<span id="more-954"></span></p>
<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/hilal_cebeci_panpis.jpg" rel="lightbox[954]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-955" title="Hilal Cebeci Panpiş" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/hilal_cebeci_panpis-300x225.jpg" alt="PANPİŞ = 459.651" width="300" height="225" /></a></p>
<p><strong>Ay ne kadar sosyal biriyim! </strong></p>
<p>Bundan birkaç yıl önce Amerika’da ortaya çıkan ve ülkemizde gecikmeli olarak popülerleşen Twitter, sosyal medyada var olan herkese kendi kanalından dünyaya seslenme şansı verdi. Dünyada ünlülerle, ünsüzlere aynı şartlarda yayın yapmaya olanak sağlayan ilk platform olmasa da fikrin basitliği ve mobil cihazlarla uyumluluğu kısa sürede kullanıcı sayısının milyonlara ulaşmasını sağladı. Twitter üzerinden yardımcı uygulamalar kullanarak fotoğraf ve video paylaşımının yapılması ise Twitter’ın popülerleşmesinin en önemli nedeniydi. Artık insanlar gittikleri her yerde deliler gibi Tweet atıyor ve “Bakınız ben buradayım, konserdeyim, restorandayım, yurtdışındayım ne kadar sosyal bir hayatım var” demeye çalışıyordu. Kısaca Twitter, tuvaletlerde gördüğümüz “Tosunlu” duvar yazılarının sanal ortama yazılmasını sağlamakla birlikte insanlara ego tatminleri için müthiş bir platform sunuyordu.</p>
<p><strong>Popülersen iş yaparsın</strong></p>
<p>Twitter ünlüler ve ünsüzlere eşit sansı sunan bir platform demiştim biraz evvel. Ben dediysem de siz pek inanmayın. Hayatta hiç ünlü ile ünsüz, zeki ile akıllı, güzel ile çirkin, statükocu ile bohem, dindar ile ateist, etik ile goygoycu bir olur mu? Olmaz tabi… Twitter ya da diğer sosyal paylaşım sitelerinde de bu böyledir. İnsanoğlu her zaman ünlünün yani popülerin yanında olmak, onlarla ilgilenmek ister. Kıyıda köşede kalmışlara dönüp bakan, farklıyı arayan ve yapılmamışı deneyen o kadar azdır ki, bu insanlar ömürlerinin uzun zamanını zaten yalnız kalırlar ve anlaşılmazlar. Dolayısıyla Twitter’da da en çok izlenenler ve önemsenenler popüler, ün yapmış, yazılı-görsel medyaya konu olmuş insanlardır. Kısaca sen ünlü olmak için TV’de görünmen gereken 5 dakikayı iyi kullanıp kendini o âlemin içine başarılı bir şekilde konuşlandıramamışsan Twitter’da da pek ilgi çekmezsin. Bunun istinası var mıdır? Elbette vardır: Güzel kız olmak, cinsel içerikli Tweet’ler atmak, gizemli takılmak, bol küfür etmek…</p>
<p><strong>Tuvalet ve yatak odaları halkın hizmetine açıldı</strong></p>
<p>Twitter’ın kısa sürede popülerleşerek kullanılmaya başlanması Amerikalı ünlülerin kısa zamanda ilgisini çekmişti.  Oyuncular, mankenler, sporcular, siyasetçiler, sanatçılar, şarkıcılar, iş adamları birbiri ardına hesap açıyor ve sosyal medya üzerinden düşündüklerini, o an yaşadıklarını ve yeni projelerini paylaşıyorlardı. Tabi cinsellik ve magazin satar kuralı yine değişmemişti. Daha fazla ilgi çekmek, daha fazla konuşulmak ve paylaştığı Tweet’in konvansiyonel ya da dijital basında haber olmasını isteyen ilgi fetişistleri, tuvalette ayna karşısında, ya da yatak odasında çıplak ya da yarı çıplak çekilen fotoğraflarını paylaşmaya başladılar. Bu tarz fotoğraflar sayesinde hem ilgi çekiyor hem de takipçi sayılarını giderek artırıyorlardı.</p>
<p><strong>Türkiye’de Panpiş bir milattır </strong></p>
<p>Twitter, belki ilk çıktığında Türkçe olmaması, belki Facebook’un çok yaygın kullanılması, ya da insanımızın 140 karaktere düşüncelerini sığdırmaya alışık olmaması sebebiyle Türkiye’de kısa zamanda çok sayıda kullanıcı sayısına ulaşamadı. Ne zaman Twitter’a Amerika olduğu gibi Türk ünlüler el attı ve oradan paylaşımlarda bulunmaya başladılar, o zaman Türk halkı da sevdiği, merak ettiği ünlülerden haber almak ya da onlarla birebir paylaşım şansı yakalamak için bu siteye üye olmaya başladı.</p>
<p>Panpiş’e kadar Twitter’da paylaşım yapan Türk ünlüler arasında Amerikalı ünlülerin “soyun-çek-yolla” taktiğini uygulayan biri olmamıştı. Hilal Cebeci, ister beğenin ister beğenmeyin Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek, 4-5 ay içinde 0 takipçi sayısından 459.651 takipçiye çıktı. Yazının spotunda da belirttiğim gibi bu sayı Türkiye’deki 81 ilin 37’sinin nüfusundan daha fazla.</p>
<p><strong>Twitter kullanım oranı arttı</strong></p>
<p>Hilal Cebeci, Twitter’a yüklediği “yaratıcı” fotoğrafları ve “Panpişlerim” hitabıyla Twiter’da kendi takipçi sayısını artırmakla kalmadı, bu sosyal paylaşım sitesinin Türkiye’deki kullanım oranını da önemli ölçüde arttırdı. Sadece Hilal Cebeci’yi takip etmek için günde binlerce insan Twitter hesabı açıp belki hiç kullanmayacağı bu siteyi kullanmaya başladı. Kısaca, cinsellik ve magazin yine başardı ve yanıltmadı.</p>
<p><strong>Ne yani biz de mi soyunalım?</strong></p>
<p>Dostlarım, arkadaşlarım… Beni okuyan bu güzel ülkenin, akıllı ve yetenekli insanları… “Cinsellik satar” diye ben ve toplumun neredeyse tamamı gidip seks filmi çekmiyoruz değil mi? Elbette aklıselim herkes, bu ülkede bu tarz aktivitelerle popüler olmaya çalışmamalı ve kendi yaşamına uslu uslu devam etmelidir. Evet, Panpiş basit bir yolla kendisine ilgiyi çekmiş ve popüler olmuştur… Ancak şunu biliniz ki, Türkiye’de zaten düzgün vücutlu kadın sayısı oldukça azdır, düzgün vücutlu erkeklerinden soyunup konuşulma şansı yoktur. Ayrıca bizim toplumumuz her ne kadar Amerika’ya benzese de onlar kadar geniş değildir. Dolayısıyla elbette Panpiş’in yanına yenileri yakın zamanda eklenir ama bunlar da gelip geçer. Dünyada kalıcı olan ise sizin yaptığınız güzelliklerdir. Bunu unutmayın ve takipçilerinizi çalışkanlığınızla, başarılarınızla ve zekânızla artırmaya çalışın. Elbet birileri sizin içinizdekilerinin farkına varacaktır.</p>
<p><strong>Yazar Notu:</strong> Uzun bir aradan sonra dergimiz Blog’un yayın hayatına dönmesini “olumlu” karşıladığımı belirtmek isterim. Neden mi? Çünkü insanların normal akıp giden hayatlarında kendilerine sunulan haber ve bilgilerin çeşitlenmesinin her zaman olumlu olduğunu düşünürüm. İnternet, herkese sonsuz bir alan ve demokrasi sunduğuna göre (!) ne kadar çok bilgi ve düşünce dijital ortamda olursa o kadar çok tadından yenmez gibi bir durum ortaya çıkar. Bu vesileyle dergimizde emeği geçen herkese ve aramıza yeni katılan genç arkadaşlarımıza teşekkür eder, başarılar dilerim. Ayrıca bizi okuyan ya da okumayan herkese selamlarımı gönderirim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/panpis-459-651/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Blog Dergisi Sayı 21 (Kasım 2011)</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/blog-dergisi-sayi-21-kasim-2011</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/blog-dergisi-sayi-21-kasim-2011#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Nov 2011 10:38:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Blog Dergisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[apple]]></category>
		<category><![CDATA[blog dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Mizah]]></category>
		<category><![CDATA[Moda]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[van]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=944</guid>
		<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><object id="6165d2ba-8373-db20-1290-7810e7b6752a" style="width: 600px; height: 380px;" width="320" height="240" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="menu" value="false" /><param name="wmode" value="transparent" /><param name="src" value="http://static.issuu.com/webembed/viewers/style1/v2/IssuuReader.swf" /><param name="flashvars" value="mode=mini&amp;backgroundColor=%23222222&amp;documentId=111103140753-60940e015ea5454188331d1e5c395024" /><embed id="6165d2ba-8373-db20-1290-7810e7b6752a" style="width: 600px; height: 380px;" width="320" height="240" type="application/x-shockwave-flash" src="http://static.issuu.com/webembed/viewers/style1/v2/IssuuReader.swf" allowfullscreen="true" menu="false" wmode="transparent" flashvars="mode=mini&amp;backgroundColor=%23222222&amp;documentId=111103140753-60940e015ea5454188331d1e5c395024" /></object></div>
<div><a href='http://dl.dropbox.com/u/43994424/Blog%20Dergisi%20Sayi%2021.rar' class='small-button smallblue'><span>İndir &#8211; Blog Dergisi Sayı 21</span></a></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/blog-dergisi-sayi-21-kasim-2011/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Blog Ödülleri 2011</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/bo2011</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/bo2011#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 08:09:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aytunCrahim</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog Destek]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[blog ödülleri 2011]]></category>
		<category><![CDATA[blogger]]></category>
		<category><![CDATA[turkcell blog ödülleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=928</guid>
		<description><![CDATA[İnternet kullanıcılarını özgün içerikle blog yazmaya teşvik etmek ve yeni blog-blogger&#8217;ların keşfedilmesini sağlamak için ilki 2008 yılında yapılan ve kategorisinde en iyi blogların katılımcılar tarafından belirlendiği BLOG ÖDÜLLERİ, bu yıl ana sponsorunun Turkcell olması nedeniyle adı &#8220;Turkcell 2011 Blog ÖDülleri&#8221; olarak belirlendi ve geri sayım başladı. Her yıl, bir önceki yıla göre gittikçe artan blogger [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnternet kullanıcılarını özgün içerikle blog yazmaya teşvik etmek ve yeni blog-blogger&#8217;ların keşfedilmesini sağlamak için ilki 2008 yılında yapılan ve kategorisinde en iyi blogların katılımcılar tarafından belirlendiği BLOG ÖDÜLLERİ, bu yıl ana sponsorunun Turkcell olması nedeniyle adı &#8220;Turkcell 2011 Blog ÖDülleri&#8221; olarak belirlendi ve geri sayım başladı.</p>
<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/Blog-Ödülleri-2011.png" rel="lightbox[928]"><img src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/Blog-Ödülleri-2011.png" alt="" class="aligncenter size-full wp-image-929" /></a></p>
<p>Her yıl, bir önceki yıla göre gittikçe artan blogger katılım sayısıyla ve bloggerların beklentilere göre yenilenen kategorileriyle, bu yılda toplam 15 kategoride başvuru kabul edilmekte.</p>
<p>Önceki yıllarda Mayıs ayında düzenlenen BLOG ÖDÜLLERİ töreni bu yıl Aralık ayında düzenlenecek. Eğer herhangi bir kategoride blog tutuyor, yazdıklarınızın daha çok kişiye ulaşarak ödüllendirilmesini istiyorsanız başvuru için tıklayın:</p>
<p> <a href="https://www.blogodulleri.com/">Blog Ödülleri</a></p>
<p>Facebook Sayfası: <a href="https://www.facebook.com/BlogOdulleri">Blog Ödülleri Facebook Sayfası</a></p>
<p>Twitter&#8217;dan takip etmek için: <a href="https://twitter.com/#!/blogodulleri">Blog Ödülleri Twitter Sayfası</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/bo2011/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terörü Lanetliyoruz!</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/teroru-lanetliyoruz</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/teroru-lanetliyoruz#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 Oct 2011 18:10:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>seval.unver</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[terörü lanetliyoruz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=918</guid>
		<description><![CDATA[ Terör örgütü PKK, Hakkari’nin Çukurca İlçesi Kekliktepe bölgesinde bulunan askeri birliğe saldırdı. PKK’lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışmada 24 asker şehit oldu, 18 asker de yaralandı. Saldırıların 200 kişilik bir PKK’lı grup tarafından gerçekleştirildiği öğrenildi. Kaynak: CNNTURK Bugün Türkiye’nin acı günüdür. 24 şehidimizin tüm yakınlarına başsağlığı ve 18 yaralı askerimize de acil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p> <a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/teroru_lanetliyorz.jpg" rel="lightbox[918]"><img class="size-full wp-image-919 alignright" title="teroru_lanetliyorz" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/teroru_lanetliyorz.jpg" alt="" width="200" height="133" /></a>Terör örgütü PKK, Hakkari’nin Çukurca İlçesi Kekliktepe bölgesinde bulunan askeri birliğe saldırdı. PKK’lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışmada 24 asker şehit oldu, 18 asker de yaralandı. Saldırıların 200 kişilik bir PKK’lı grup tarafından gerçekleştirildiği öğrenildi.</p>
<p>Kaynak: <a title="http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/10/19/cukurcada.24.sehit/633660.0/index.html" href="http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/10/19/cukurcada.24.sehit/633660.0/index.html" target="_blank">CNNTURK</a></p></blockquote>
<p>Bugün Türkiye’nin acı günüdür. 24 şehidimizin tüm yakınlarına başsağlığı ve 18 yaralı askerimize de acil şifalar diliyoruz. Blog Dergisi olarak terörü lanetliyoruz!</p>
<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/teroru_lanetliyoruz.png" rel="lightbox[918]"><img class="aligncenter size-full wp-image-925" title="teroru_lanetliyoruz" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/teroru_lanetliyoruz.png" alt="" width="200" height="201" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/teroru-lanetliyoruz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

