İlk Kane & Lynch, efsanevi Hitman serisinin yapımcısı olan Io Interactive’in “değişik bir şeyler” deneme arzusu sonucu ortaya çıkmıştı. Her zamanki gibi oyun daha piyasaya çıkmadan hakkında pek çok şey yazılıp çizilmiş, heyecan had safhaya ulaşmıştı. Kısacası herkesin oyundan beklentisi büyüktü. Fakat kimse bu oyunun 2007 yılında piyasaya sürüldüğünde oyun dünyasını ikiye böleceğini tahmin etmiyordu doğrusu. Ama oyunun başardığı en büyük şey bu oldu. Oyun kesinlikle türüne çok büyük bir yenilik katmıyordu ve hatalarla doluydu. Bu tip sorunlarından dolayı oyunu zevkle oynamak pek mümkün değildi. Öte yandan Kane ve Lynch adında öylesine iki ilginç karakteri barındırıyor ve onları öyle dramatik bir hikâyeden geçiriyordu ki bu yönünü de beğenmemek imkânsızdı. Böylece kimileri oyunu yerden yere vururken kimileri ise tüm hatalarına rağmen bu sıra dışı ikiliyi bağırlarına bastı. Oyun hakkında beklenmeyen bir şey daha varsa o da ikincisinin yapılacağıydı. O da oldu… Io Interactive sıra dışı ikilisi ile bir kez daha karşımızda.
Açıkça söylemek gerekirse ben ilk oyunu beğenenler ve sevenler arasındaydım. Evet, Kane & Lynch: Dead Men gerçekten de hatalarla dolu bir oyundu. Fakat bizleri oyun dünyasının en alışılmadık karakterleri ile tanıştırdığı da yadsınamaz bir gerçek. Psikopat gangster Kane ve zoraki ortağı şizofren Lynch’ten bahsediyorum elbette. Her şeyden ziyade ilk oyunun hüzünlü hikâyesi ve ikilinin başından geçen dramatik olaylar etkilemişti beni. Eğer ilk oyunu bitirenlerdenseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. İkinci oyunda bu kez Lynch’i yönetiyor ve onun dramatik hikâyesine şahit oluyoruz. Venezüella’daki olaylardan sonra Kane ve Lynch yollarını ayırmıştır. Lynch artık Şanghay’da yaşamakta ve tedavilerine devam etmektedir. Hatta Xiu adında bir kız arkadaş bile edinmiştir kendine. Bu sırada da Glazer isimli bir gangster liderinin emrinde çalışmaktan da geri kalmaz tabii (Huylu huyundan vazgeçmez diye boşuna dememişler). Derken bir gün patronu Glazer elinde çok büyük paralar kazanmalarını sağlayacak bir silah kaçakçılığı işi olduğundan bahseder. Bunun üzerine Lynch eski ortağı Kane’e haber uçurur ve parayı bölüşme şartıyla kendine yardım etmesini teklif eder. Bu para, ikisinin de hayalini kurduğu sessiz emekliliklerine yetecektir de artacaktır bile. İşler yolunda giderse elbette…
Kılavuzu Lynch olanın…
Üstteki ara başlıktan da anlayacağınız gibi işler pek de bizim ikilinin planladıkları gibi gitmiyor ve başları ciddi şekilde belaya giriyor. Ondan sonrası ise Şanghay sokaklarında geçen bitmez tükenmez bir çatışma… Oyun boyunca Çinli haydutlardan tutun da polislere, özel timlerden askerlere kadar çeşit çeşit düşmanla aralıksız olarak çatışıyoruz. Evet, aralıksız… Hiç durmadan… Çatışmanın durduğu anlar pek nadir, o anlarda da ya ikilinin kavgalarına şahit oluyoruz ya da hikâye hakkında birkaç diyalog duyuyoruz. Bu kulağa oldukça hoş gelse de (ne de olsa bu bir shooter) oyunda ilerledikçe aslında öyle olmadığını fark ediyorsunuz. Çünkü oyunda yaptıklarımız çok kısa sürede monotonlaşıyor.
Gittiğimiz her yerde üzerimize akın akın düşmanlar geliyor. Saldırılarına karşı koymanın tek yolu ise siper almak… Göğüs göğse çarpışmada pek şansımız yok çünkü düşmanlarımız hem zekiler hem de hepsi attıklarını vuran cinsten. Siper alma sisteminde ilk oyuna nazaran farklı ve daha kullanışlı bir sisteme gitmiş Io. Hatırlarsanız ilk oyunda siper alma işini karakterimiz otomatik olarak yapıyordu. Yani siper alabileceği bir yere gittiğimizde sırtını otomatik olarak duvara yaslayıveriyordu. Tabii bu bazı istenmeyen durumlara neden olabiliyordu. Mesela bir kapıdan koşarak çıkmak isterken adamınız kendisini kapının yanındaki duvara yaslanıveriyordu, biz de ekranın karşısında sinir krizi geçiriyorduk. İşte bunun yerine siper almayı Q tuşuna atamışlar. Böylece tek tuşla istediğimiz objenin arkasına siper alabiliyoruz. Bunu yaparken dikkat etmemiz gereken şey ise etraftaki her şeyin gerçek hayattaki gibi parçalanabiliyor olması. Örneğin ahşap bir duvarın arkasına saklanırsak mermiler bu duvarın içinden geçebiliyor hatta bir süre sonra onu parçalayabiliyor. Buraya kadar her şey yolunda… Ama şöyle bir sorun var; bazen siper aldığımızda bile anlamsız bir şekilde hâlâ vurulmaya devam ediyoruz. Haydi, parçalanan tahta yüzeyleri falan geçtik diyelim, koskoca taş duvarların içinden de mi geçiyor bu kurşunlar yahu?
Siper almanın pek de işe yaramadığını fark etmemizle birlikte silahlarımıza sarılıyoruz biz de. Siperin ardından nişan alarak ateş edebildiğimiz gibi “kör ateş” denen, hedef almadan ve sadece üzerinize gelen düşmanları püskürtmek için yapılan ateş etme şeklini de gerçekleştirebiliyoruz. Burada yine iki sorun çıkıyor karşımıza; düşmanlarımızın yapay zekâsı… Bu cümleden sonra kötü bir yapay zekâdan dem vuracağımı düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. Çünkü yapay zekâ iyi ama fazla iyi… Düşmanlarımız da tıpkı bizim gibi çeşitli objelerin arkasına siper alabiliyorlar. Ve kafalarını asla iki kez üst üste aynı yerden dışarı uzatmıyorlar. Eğiliyorlar, çömeliyorlar, uzanıyorlar ve sizin onları vurmanızı zorlaştırıyorlar. “Peki, yapay zekâ bu kadar iyiyse sorun ne?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Sorun şu efendim; düşmanlarımız bize göre fazla zeki, fazla yetenekli ve fazla ölümsüzler.
Bir kere attıklarını vuruyorlar, ıskalamak diye bir şey kitaplarında yazmıyor. İkincisi ise çok zor ölüyorlar. Aynı adamın üzerine birkaç şarjör boşaltmanıza rağmen hâlâ inatla yerden kalkıp üzerinize geldiğini gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bunda oyun başında sahip olduğumuz silahların güçsüzlüğünün ve isabetsizliğinin payı da büyük elbette. Neyse ki oyun ilerledikçe daha iyi silahlar almaya ve attığımızı vurmaya başlıyoruz. Bir diğer sorun ise fazla saldırgan olmaları. Biz siperin ardından Allah ne verdiyse düşmanların üzerine ateş ederken onlar siperlerinin ardından fırlayıp üzerimize koşa koşa geliyorlar bazen. Bir de bakıyorsunuz ki tam yanımızda bir adam belirmiş ve şarjörü üzerimize boşaltıyor. Bizi koruması gereken Kane ise meçhule doğru ateş etmekte… Io Interactive’deki yapımcıların atalarına saygılarımızı sunup üzerimize koşan düşmanları siper ardından vurmaya çalışıyoruz bu kez de. Ama ne mümkün? Kafanızı dışarı uzatmanızla birlikte siperlerin ardındaki diğer düşmanlar yaylım ateşine başlıyor ve sizi yere yapıştırıveriyorlar. Bunun üzerine az önce bahsettiğim kör ateş taktiğini denemeye başlıyorsunuz. Fakat o da ne? Düşmanları püskürtmesi gereken kör ateş sizin aptal gibi görünmenizden başka hiçbir işe yaramıyor. Çünkü düşmanlar hâlâ üzerinize koşmaya devam ederken siz mermilerinizi amaçsızca sağa sola saçıyorsunuz. Üstelik tüm bu anlattıklarım normal zorluk seviyesinde başıma gelenler. Daha bunun zor ve daha zor seviyeleri var. Tüm bunların üzerine “YouTube Realism” adındaki kamera sisteminin hedef almayı ve etrafımızı görmeyi zorlaştırdığını ekleyin. Eğlenceli mi? Hayır!
Acemi kameraman iş başında
Oyuna başladığımızda dikkatimizi çeken ilk şey Io Interactive’in yeni kamera sistemi oluyor. YouTube Realism adını verdikleri bu sistem sayesinde tüm oyun sanki acemi bir kameraman tarafından çözünürlüğü düşük bir kamera ile filme alınıyormuş gibi görünüyor. Kamera sürekli Lynch’i takip ediyor, bu esnada da ekran sallanıyor, sarsılıyor, bulanıklaşıyor, ışıklar yansıyor vs. Böylece sanki biz de oradaymışız da olaylara birinci elden şahit oluyormuşuz gibi bir hava yaratılmaya çalışılmış. Zaten “Loading” ekranlarında da tıpkı YouTube’daki gibi “Buffering” yazıyor. Bu kamera açısı ister istemez ilk Blair cadısını hatırlattı bana. Başlangıçta bu yeni sisteme alışmakta zorlansak da bir süre sonra alışıyorsunuz ve gözümüzü çok da fazla rahatsız etmiyor. Fakat bu kameranın hedef almayı zorlaştırdığı acı bir gerçek. Ne etrafımıza dilediğiniz gibi bakabiliyoruz ne de kimin nereden ateş ettiğini kestirebiliyoruz. Neyse ki siper alma sistemi var. Aaa, siper aldığımızda da vuruluyorduk değil mi? Unutmuşum!
Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi Dog Days’de de bir enerji barımız yok. Lynch yaralandıkça ekrana ufak kan damlaları sıçrıyor ve hemen güvenli bir yere saklanmazsak yere yığılıyoruz. Burada da yeni bir şey denemiş Io. Yerde yatarken rakibimize ateş edebiliyoruz. Sadece bir kez ayağa kalkma hakkımız var, ikinci kez yere düşersek bu kez ölüyoruz. Alabildiğimiz darbe sayısı da ilk oyuna göre arttırılmış. Bu iyi mi kötü mü karar veremedim açıkçası. Çünkü bu sayede daha ölümcül hale gelmiş düşmanlarımıza karşı bir şansımız olurken bazen de “Nasıl olsa hemen ölmüyorum.” diyerek siperi falan bırakıp oradan oraya deli danalar gibi koşturmamıza da ön ayak olabiliyor.
Oyundaki en eğlenceli şeylerden biri hiç şüphesiz patlayan yangın tüpleri… Bu tüpleri düşmanlarımızın arasına fırlatıp tek bir mermiyle patlatabiliyor ve ortamı şenlendirebiliyoruz. Ah, bir de duvar arkasından ateş ettiğimizde de vuramıyor olsaymışız… Ama belki de Lynch, Wanted filmindeki gibi falsolu kurşun atabiliyordur, ne dersiniz? Hmmm…
Lynchy?
Oyun ilk duyurulduğunda bu kez Lynch ile oynayacak olmamız çoğumuzu heyecanlandırmıştı. Çünkü Lynch, Kane’e göre daha enteresan bir karakterdi. Şizofrendi bir kere ve sık sık kendi kendine konuşuyor, bazen de kontrolünü kaybediyordu. Bunların oyuna nasıl yansıtılacağı, oynanışa nasıl etki edeceği benim en çok merak ettiğim konulardı. Ama beklediğimi pek bulamadım maalesef. Evet, Lynch yine kendi kendine konuşuyor, homurdanıyor, anlamsız kelimeler dudaklarından dökülüyor. Bunları izlemek de oldukça keyif veriyor insana. Ama bir de ses olayı var. Lynch sürekli kafasının içinde çığlıklar ve yoğun bir çınlama duyuyor. Biz de öyle… Oyun boyunca sürekli bu çınlama efektini duymak beni inanılmaz rahatsız etti ve birkaç kez oyunu kapatmama neden oldu. Lynch’in ruhsal durumunu daha başarılı bir şekilde aktarmalarını beklerdim açıkçası.
Şanghay sokakları bazı yerlerde oldukça güzel görünürken bazı yerlerde ise çok sönük kalıyor. Caddeler, balık satıcıları, korsan CD satıcıları gibi ayrıntılar sizi gülümsetirken özelliksiz sokak araları, inşaat alanları, dökük binalarda somurtmanıza neden oluyor. Bölüm tasarımları ise ilk oyuna göre çok daha sönük kalıyor. İlk oyunda banka soygunu, gökdelen bölümü, hapishane firarı gibi enteresan bölümler vardı hatırlarsanız. İkinci oyunda ise (içeriğini fazla açık etmeden) helikopter ve işkence sahneleri dışında pek bir şey yok. Oyunun hikâyesi de ilk oyunun yanına yaklaşamayanlardan. Ortada yine dramatik bir olay var ama karakterlerin iddia ettikleri gibi işleri düzeltmeye çalıştıkları hissini alamıyorsunuz bir türlü. Karakterlerde de bir değişim seziyoruz oynarken. Kane biraz daha doğruluğun sesi haline gelmiş, Lynch ise biraz daha normalleşmiş sanki. Her şeye rağmen Kane ve Lynch’i yeniden bir arada görmek, atışmalarına ve olaylara verdikleri tepkilere tanık olmak keyif veriyor. Seslendirmelerin ilk oyundaki ile aynı olması da bir diğer artı.
Lynch’in modellemesi çok iyi yapılmış ama aynı şeyleri Kane dâhil olmak üzere diğer karakterler için söylemek zor. Çok uğraşmama rağmen ara videolarda dudak hareketlerini görememek de ayrı bir hayal kırıklığı oldu benim için. Senaryo modu 5-6 saat gibi bir sürede bitiyor. Oyunun sonu ise kesinlikle kötü… “Bunun için mi bu kadar uğraştım?” diyorsunuz ister istemez. Bir de “Bu mu yani mükemmel kaçış planınız?” demeden edemiyorsunuz. Komik çünkü, mantıksız…
Sonuç olarak Kane & Lynch: Dog Days bu yılın hayal kırıklıklarından biri oldu benim için. Bir sürü iyi fikrin harcandığı vasat bir yapım olmuş maalesef. Deneysel kamera sistemini merak ediyorsanız bir göz atabilirsiniz. Fakat ekran başında fazla kalacağınızı sanmam.
KÜNYE
Yapımcı: Io Interactive
Tür: Third Person Shooter
Grafik: 7
Ses: 6
Oynanabilirlik: 6
Eğlence: 6
Artılar: Kane ve Lynch’i yeniden bir arada görmek
Eksiler: Kötü kamera sistemi, yapay zekânın dengesizliği, siper alma sistemi
NOT: 6 / 10
MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ
Windows XP SP2 / Windows Vista
2.0 GHz Intel Pentium 4 / AMD Athlon XP 1800+ işlemci
1 GB RAM (Xp) / 2 GB RAM (Vista)
128 MB NVIDIA 6600 / ATI X1300 ekran kartı
7 GB hard disk alanı
Kane & Lynch 2 Dog Days
Yazar:Blog Dergisi | Kategori:Genel
İlk Kane & Lynch, efsanevi Hitman serisinin yapımcısı olan Io Interactive’in “değişik bir şeyler” deneme arzusu sonucu ortaya çıkmıştı. Her zamanki gibi oyun daha piyasaya çıkmadan hakkında pek çok şey yazılıp çizilmiş, heyecan had safhaya ulaşmıştı. Kısacası herkesin oyundan beklentisi büyüktü. Fakat kimse bu oyunun 2007 yılında piyasaya sürüldüğünde oyun dünyasını ikiye böleceğini tahmin etmiyordu doğrusu. Ama oyunun başardığı en büyük şey bu oldu. Oyun kesinlikle türüne çok büyük bir yenilik katmıyordu ve hatalarla doluydu. Bu tip sorunlarından dolayı oyunu zevkle oynamak pek mümkün değildi. Öte yandan Kane ve Lynch adında öylesine iki ilginç karakteri barındırıyor ve onları öyle dramatik bir hikâyeden geçiriyordu ki bu yönünü de beğenmemek imkânsızdı. Böylece kimileri oyunu yerden yere vururken kimileri ise tüm hatalarına rağmen bu sıra dışı ikiliyi bağırlarına bastı. Oyun hakkında beklenmeyen bir şey daha varsa o da ikincisinin yapılacağıydı. O da oldu… Io Interactive sıra dışı ikilisi ile bir kez daha karşımızda.
Açıkça söylemek gerekirse ben ilk oyunu beğenenler ve sevenler arasındaydım. Evet, Kane & Lynch: Dead Men gerçekten de hatalarla dolu bir oyundu. Fakat bizleri oyun dünyasının en alışılmadık karakterleri ile tanıştırdığı da yadsınamaz bir gerçek. Psikopat gangster Kane ve zoraki ortağı şizofren Lynch’ten bahsediyorum elbette. Her şeyden ziyade ilk oyunun hüzünlü hikâyesi ve ikilinin başından geçen dramatik olaylar etkilemişti beni. Eğer ilk oyunu bitirenlerdenseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. İkinci oyunda bu kez Lynch’i yönetiyor ve onun dramatik hikâyesine şahit oluyoruz. Venezüella’daki olaylardan sonra Kane ve Lynch yollarını ayırmıştır. Lynch artık Şanghay’da yaşamakta ve tedavilerine devam etmektedir. Hatta Xiu adında bir kız arkadaş bile edinmiştir kendine. Bu sırada da Glazer isimli bir gangster liderinin emrinde çalışmaktan da geri kalmaz tabii (Huylu huyundan vazgeçmez diye boşuna dememişler). Derken bir gün patronu Glazer elinde çok büyük paralar kazanmalarını sağlayacak bir silah kaçakçılığı işi olduğundan bahseder. Bunun üzerine Lynch eski ortağı Kane’e haber uçurur ve parayı bölüşme şartıyla kendine yardım etmesini teklif eder. Bu para, ikisinin de hayalini kurduğu sessiz emekliliklerine yetecektir de artacaktır bile. İşler yolunda giderse elbette…
Kılavuzu Lynch olanın…
Üstteki ara başlıktan da anlayacağınız gibi işler pek de bizim ikilinin planladıkları gibi gitmiyor ve başları ciddi şekilde belaya giriyor. Ondan sonrası ise Şanghay sokaklarında geçen bitmez tükenmez bir çatışma… Oyun boyunca Çinli haydutlardan tutun da polislere, özel timlerden askerlere kadar çeşit çeşit düşmanla aralıksız olarak çatışıyoruz. Evet, aralıksız… Hiç durmadan… Çatışmanın durduğu anlar pek nadir, o anlarda da ya ikilinin kavgalarına şahit oluyoruz ya da hikâye hakkında birkaç diyalog duyuyoruz. Bu kulağa oldukça hoş gelse de (ne de olsa bu bir shooter) oyunda ilerledikçe aslında öyle olmadığını fark ediyorsunuz. Çünkü oyunda yaptıklarımız çok kısa sürede monotonlaşıyor.
Gittiğimiz her yerde üzerimize akın akın düşmanlar geliyor. Saldırılarına karşı koymanın tek yolu ise siper almak… Göğüs göğse çarpışmada pek şansımız yok çünkü düşmanlarımız hem zekiler hem de hepsi attıklarını vuran cinsten. Siper alma sisteminde ilk oyuna nazaran farklı ve daha kullanışlı bir sisteme gitmiş Io. Hatırlarsanız ilk oyunda siper alma işini karakterimiz otomatik olarak yapıyordu. Yani siper alabileceği bir yere gittiğimizde sırtını otomatik olarak duvara yaslayıveriyordu. Tabii bu bazı istenmeyen durumlara neden olabiliyordu. Mesela bir kapıdan koşarak çıkmak isterken adamınız kendisini kapının yanındaki duvara yaslanıveriyordu, biz de ekranın karşısında sinir krizi geçiriyorduk. İşte bunun yerine siper almayı Q tuşuna atamışlar. Böylece tek tuşla istediğimiz objenin arkasına siper alabiliyoruz. Bunu yaparken dikkat etmemiz gereken şey ise etraftaki her şeyin gerçek hayattaki gibi parçalanabiliyor olması. Örneğin ahşap bir duvarın arkasına saklanırsak mermiler bu duvarın içinden geçebiliyor hatta bir süre sonra onu parçalayabiliyor. Buraya kadar her şey yolunda… Ama şöyle bir sorun var; bazen siper aldığımızda bile anlamsız bir şekilde hâlâ vurulmaya devam ediyoruz. Haydi, parçalanan tahta yüzeyleri falan geçtik diyelim, koskoca taş duvarların içinden de mi geçiyor bu kurşunlar yahu?
Siper almanın pek de işe yaramadığını fark etmemizle birlikte silahlarımıza sarılıyoruz biz de. Siperin ardından nişan alarak ateş edebildiğimiz gibi “kör ateş” denen, hedef almadan ve sadece üzerinize gelen düşmanları püskürtmek için yapılan ateş etme şeklini de gerçekleştirebiliyoruz. Burada yine iki sorun çıkıyor karşımıza; düşmanlarımızın yapay zekâsı… Bu cümleden sonra kötü bir yapay zekâdan dem vuracağımı düşünüyorsanız aldanıyorsunuz. Çünkü yapay zekâ iyi ama fazla iyi… Düşmanlarımız da tıpkı bizim gibi çeşitli objelerin arkasına siper alabiliyorlar. Ve kafalarını asla iki kez üst üste aynı yerden dışarı uzatmıyorlar. Eğiliyorlar, çömeliyorlar, uzanıyorlar ve sizin onları vurmanızı zorlaştırıyorlar. “Peki, yapay zekâ bu kadar iyiyse sorun ne?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Sorun şu efendim; düşmanlarımız bize göre fazla zeki, fazla yetenekli ve fazla ölümsüzler.
Bir kere attıklarını vuruyorlar, ıskalamak diye bir şey kitaplarında yazmıyor. İkincisi ise çok zor ölüyorlar. Aynı adamın üzerine birkaç şarjör boşaltmanıza rağmen hâlâ inatla yerden kalkıp üzerinize geldiğini gördüğünüzde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bunda oyun başında sahip olduğumuz silahların güçsüzlüğünün ve isabetsizliğinin payı da büyük elbette. Neyse ki oyun ilerledikçe daha iyi silahlar almaya ve attığımızı vurmaya başlıyoruz. Bir diğer sorun ise fazla saldırgan olmaları. Biz siperin ardından Allah ne verdiyse düşmanların üzerine ateş ederken onlar siperlerinin ardından fırlayıp üzerimize koşa koşa geliyorlar bazen. Bir de bakıyorsunuz ki tam yanımızda bir adam belirmiş ve şarjörü üzerimize boşaltıyor. Bizi koruması gereken Kane ise meçhule doğru ateş etmekte… Io Interactive’deki yapımcıların atalarına saygılarımızı sunup üzerimize koşan düşmanları siper ardından vurmaya çalışıyoruz bu kez de. Ama ne mümkün? Kafanızı dışarı uzatmanızla birlikte siperlerin ardındaki diğer düşmanlar yaylım ateşine başlıyor ve sizi yere yapıştırıveriyorlar. Bunun üzerine az önce bahsettiğim kör ateş taktiğini denemeye başlıyorsunuz. Fakat o da ne? Düşmanları püskürtmesi gereken kör ateş sizin aptal gibi görünmenizden başka hiçbir işe yaramıyor. Çünkü düşmanlar hâlâ üzerinize koşmaya devam ederken siz mermilerinizi amaçsızca sağa sola saçıyorsunuz. Üstelik tüm bu anlattıklarım normal zorluk seviyesinde başıma gelenler. Daha bunun zor ve daha zor seviyeleri var. Tüm bunların üzerine “YouTube Realism” adındaki kamera sisteminin hedef almayı ve etrafımızı görmeyi zorlaştırdığını ekleyin. Eğlenceli mi? Hayır!
Acemi kameraman iş başında
Oyuna başladığımızda dikkatimizi çeken ilk şey Io Interactive’in yeni kamera sistemi oluyor. YouTube Realism adını verdikleri bu sistem sayesinde tüm oyun sanki acemi bir kameraman tarafından çözünürlüğü düşük bir kamera ile filme alınıyormuş gibi görünüyor. Kamera sürekli Lynch’i takip ediyor, bu esnada da ekran sallanıyor, sarsılıyor, bulanıklaşıyor, ışıklar yansıyor vs. Böylece sanki biz de oradaymışız da olaylara birinci elden şahit oluyormuşuz gibi bir hava yaratılmaya çalışılmış. Zaten “Loading” ekranlarında da tıpkı YouTube’daki gibi “Buffering” yazıyor. Bu kamera açısı ister istemez ilk Blair cadısını hatırlattı bana. Başlangıçta bu yeni sisteme alışmakta zorlansak da bir süre sonra alışıyorsunuz ve gözümüzü çok da fazla rahatsız etmiyor. Fakat bu kameranın hedef almayı zorlaştırdığı acı bir gerçek. Ne etrafımıza dilediğiniz gibi bakabiliyoruz ne de kimin nereden ateş ettiğini kestirebiliyoruz. Neyse ki siper alma sistemi var. Aaa, siper aldığımızda da vuruluyorduk değil mi? Unutmuşum!
Tıpkı ilk oyunda olduğu gibi Dog Days’de de bir enerji barımız yok. Lynch yaralandıkça ekrana ufak kan damlaları sıçrıyor ve hemen güvenli bir yere saklanmazsak yere yığılıyoruz. Burada da yeni bir şey denemiş Io. Yerde yatarken rakibimize ateş edebiliyoruz. Sadece bir kez ayağa kalkma hakkımız var, ikinci kez yere düşersek bu kez ölüyoruz. Alabildiğimiz darbe sayısı da ilk oyuna göre arttırılmış. Bu iyi mi kötü mü karar veremedim açıkçası. Çünkü bu sayede daha ölümcül hale gelmiş düşmanlarımıza karşı bir şansımız olurken bazen de “Nasıl olsa hemen ölmüyorum.” diyerek siperi falan bırakıp oradan oraya deli danalar gibi koşturmamıza da ön ayak olabiliyor.
Oyundaki en eğlenceli şeylerden biri hiç şüphesiz patlayan yangın tüpleri… Bu tüpleri düşmanlarımızın arasına fırlatıp tek bir mermiyle patlatabiliyor ve ortamı şenlendirebiliyoruz. Ah, bir de duvar arkasından ateş ettiğimizde de vuramıyor olsaymışız… Ama belki de Lynch, Wanted filmindeki gibi falsolu kurşun atabiliyordur, ne dersiniz? Hmmm…
Lynchy?
Oyun ilk duyurulduğunda bu kez Lynch ile oynayacak olmamız çoğumuzu heyecanlandırmıştı. Çünkü Lynch, Kane’e göre daha enteresan bir karakterdi. Şizofrendi bir kere ve sık sık kendi kendine konuşuyor, bazen de kontrolünü kaybediyordu. Bunların oyuna nasıl yansıtılacağı, oynanışa nasıl etki edeceği benim en çok merak ettiğim konulardı. Ama beklediğimi pek bulamadım maalesef. Evet, Lynch yine kendi kendine konuşuyor, homurdanıyor, anlamsız kelimeler dudaklarından dökülüyor. Bunları izlemek de oldukça keyif veriyor insana. Ama bir de ses olayı var. Lynch sürekli kafasının içinde çığlıklar ve yoğun bir çınlama duyuyor. Biz de öyle… Oyun boyunca sürekli bu çınlama efektini duymak beni inanılmaz rahatsız etti ve birkaç kez oyunu kapatmama neden oldu. Lynch’in ruhsal durumunu daha başarılı bir şekilde aktarmalarını beklerdim açıkçası.
Şanghay sokakları bazı yerlerde oldukça güzel görünürken bazı yerlerde ise çok sönük kalıyor. Caddeler, balık satıcıları, korsan CD satıcıları gibi ayrıntılar sizi gülümsetirken özelliksiz sokak araları, inşaat alanları, dökük binalarda somurtmanıza neden oluyor. Bölüm tasarımları ise ilk oyuna göre çok daha sönük kalıyor. İlk oyunda banka soygunu, gökdelen bölümü, hapishane firarı gibi enteresan bölümler vardı hatırlarsanız. İkinci oyunda ise (içeriğini fazla açık etmeden) helikopter ve işkence sahneleri dışında pek bir şey yok. Oyunun hikâyesi de ilk oyunun yanına yaklaşamayanlardan. Ortada yine dramatik bir olay var ama karakterlerin iddia ettikleri gibi işleri düzeltmeye çalıştıkları hissini alamıyorsunuz bir türlü. Karakterlerde de bir değişim seziyoruz oynarken. Kane biraz daha doğruluğun sesi haline gelmiş, Lynch ise biraz daha normalleşmiş sanki. Her şeye rağmen Kane ve Lynch’i yeniden bir arada görmek, atışmalarına ve olaylara verdikleri tepkilere tanık olmak keyif veriyor. Seslendirmelerin ilk oyundaki ile aynı olması da bir diğer artı.
Lynch’in modellemesi çok iyi yapılmış ama aynı şeyleri Kane dâhil olmak üzere diğer karakterler için söylemek zor. Çok uğraşmama rağmen ara videolarda dudak hareketlerini görememek de ayrı bir hayal kırıklığı oldu benim için. Senaryo modu 5-6 saat gibi bir sürede bitiyor. Oyunun sonu ise kesinlikle kötü… “Bunun için mi bu kadar uğraştım?” diyorsunuz ister istemez. Bir de “Bu mu yani mükemmel kaçış planınız?” demeden edemiyorsunuz. Komik çünkü, mantıksız…
Sonuç olarak Kane & Lynch: Dog Days bu yılın hayal kırıklıklarından biri oldu benim için. Bir sürü iyi fikrin harcandığı vasat bir yapım olmuş maalesef. Deneysel kamera sistemini merak ediyorsanız bir göz atabilirsiniz. Fakat ekran başında fazla kalacağınızı sanmam.
KÜNYE
Yapımcı: Io Interactive
Tür: Third Person Shooter
Grafik: 7
Ses: 6
Oynanabilirlik: 6
Eğlence: 6
Artılar: Kane ve Lynch’i yeniden bir arada görmek
Eksiler: Kötü kamera sistemi, yapay zekânın dengesizliği, siper alma sistemi
NOT: 6 / 10
MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ
Windows XP SP2 / Windows Vista
2.0 GHz Intel Pentium 4 / AMD Athlon XP 1800+ işlemci
1 GB RAM (Xp) / 2 GB RAM (Vista)
128 MB NVIDIA 6600 / ATI X1300 ekran kartı
7 GB hard disk alanı