<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog Dergisi &#187; Oyun</title>
	<atom:link href="http://www.blogdergisi.com/kategori/oyun/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.blogdergisi.com</link>
	<description>Ücretsiz online e-dergi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 Nov 2011 22:05:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Fallout New Vegas</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/fallout-new-vegas</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/fallout-new-vegas#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 12:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Blog Dergisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/test/?p=652</guid>
		<description><![CDATA[War… War never changes / Savaş… Savaş asla değişmez. Bundan yıllar yıllar önce, 1997 yılının soğuk bir Kasım ayında bu sözlerle başlayarak selamlıyordu bir oyun dünyayı. Yapımcıları bilmem ama hiç kimse bu sözlerin bir kült, bir efsane haline geleceğini tahmin etmiyordu o zamanlar. Ta ki farkında olmadan oyunun başında saatlerini harcayana ve bu muhteşem dünyanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>War… War never changes / Savaş… Savaş asla değişmez. Bundan yıllar yıllar önce, 1997 yılının soğuk bir Kasım ayında bu sözlerle başlayarak selamlıyordu bir oyun dünyayı. Yapımcıları bilmem ama hiç kimse bu sözlerin bir kült, bir efsane haline geleceğini tahmin etmiyordu o zamanlar. Ta ki farkında olmadan oyunun başında saatlerini harcayana ve bu muhteşem dünyanın içinde kayboluncaya kadar… İşte yine aynı ses, aynı kelimeler var karşımızda. Ve yine aynı heyecan, aynı tutku… Çünkü bu gerçek bir Fallout ve gerçek bir Fallout’un yeri hiçbir şeye değişilmez.</p>
<p><strong>Biraz tarihçe</strong></p>
<p>İlk Fallout oyunu bilgisayar oyunları tarihinde çok önemli bir mihenk taşıdır. Çünkü “öldü” denilen RPG piyasasını yeniden canlandırmakla kalmamış aynı zamanda bu türe muhteşem yenilikler katmıştır. Bunun yanı sıra yakaladığı bu başarı ile Baldur’s Gate, Neverwinter Nights, Planescape: Torment gibi pek çok efsane yapımın da önünü açmıştır. Kısacası yaşayan bir efsanedir Fallout serisi…</p>
<p>Elbette bu muhteşem serinin hâlâ yaşamasını büyük oranda Bethesda’ya borçluyuz. Eğer çıkıp da bu serinin isim haklarını satın almasalardı biz bugün hâlâ eski oyunları yâd edip iç çekiyor olacaktık. Ne yalan söyleyeyim, iyisiyle kötüsüyle Fallout 3’ü sevmiş ve keyifle oynamıştım ben. Evet hataları yok değildi, ilk iki Fallout’un biraz gölgesinde kaldığı da gerçekti ama 10 yıl aradan sonra yeni bir Fallout oynamanın verdiği keyif de bir başkaydı doğrusu. Yine de Bethesda’nın Fallout evrenine sadık kalması bile başlı başına bir şeydi benim için.</p>
<p>Interplay’in 2003 yılında yukarıda saydığım şaheserlerin tasarımcısı olan Black Isle Studios’u kapatma kararı belki de hem firma adına hem de oyun sektörü adına alınan en hatalı ve yanlış karardı. Bu kapatma kararının ardından Black Isle çalışanları ikiye bölündü. Bir kısmı BioWare firması ile anlaşırken bir kısmı ise kendi bağımsız stüdyolarını, Obsidian Entertainment’ı kurdu. Fallout New Vegas bu grupların ikincisinden yani Obsidian’in elinden çıkan bir yapım. Ve çoğu kişinin aksine bu beni mutlu eden bir durum. Çünkü bunun anlamı ilk iki oyunu hazırlayan zihinlerin yine iş başında olduğu! Hoş, bu durumdan endişe duyan kesimin büyük çoğunluğu  Fallout ismi ile sadece Fallout 3 vasıtası ile tanışan yeni nesil oyuncular. İki yıl önce yeni bir Fallout oyununun Bethesda tarafından hazırlandığını duyduğumuzda nasıl endişelenmişsek aynı endişeyi yeni kuşak oyuncuların Obsidian için hissetmesi kocaman bir ironi değildir de nedir söyleyin bana.</p>
<p><strong>Bahtsız kuryeyi Mojave çölünde…</strong></p>
<p>New Vegas’taki olaylar 2281 yılında yani Fallout 3’teki olaylardan 4 yıl, Büyük Savaş’tan ise 204 yıl sonra gerçekleşiyor. Senaryo icabı bu kez bulunduğumuz bölge Mojave çölleri ve Vegas civarı… Fallout 3’ün aksine bir kez daha California civarlarındayız yani. Tıpkı ilk iki oyunda olduğu gibi… Oyuna başladığımızda Fallout tarihinde ilk kez (Tactics’i saymazsak) bir Vault sakinini değil de Wasteland’de yaşayan sıradan bir bireyi, Mojave Express’te çalışan bir kuryeyi yönetiyoruz. Şanssız kuryemiz bir görev sırasında gizemli tipler tarafından yakalanıyor, taşıdığı paket kendisinden zorla alınıyor ve vurularak ölüme terk ediliyor. Şans eseri oradan geçen Victor adında bir robot yaralı kuryeyi bulup onu en yakın kasaba olan Goodspring’e taşıyor. Kurye, gözlerini Goodspring’in doktoru olan Mitchell’ın evinde açıyor ve bu noktada oyunun kontrolü bize geçiyor.</p>
<p>Oyuna başlayıp da bahtsız kuryemizin kontrolünü ele aldığımızda “Eee, bu aynı Fallout 3 yahu!” demeden edemiyorsunuz. Oyunun kullandığı motor bir önceki ile aynı zira. Hal böyle olunca da etraftaki eşyaların görüntüleri, isimleri, Wasteland’in genel manzarası, hack ve lock-pick sistemi hatta ve hatta Pip-boy’umuzun görüntüsü ve sesleri bile Fallout 3’tekiler ile tamamen aynı. Fakat oyunda ilerlemeye başladıkça yavaş yavaş bir şeylerin farkına varmaya başlıyorsunuz. Farklı ve güzel şeylerin…</p>
<p>İlk dikkatimizi çeken ve oyuna eklenen en büyük yenilik kuşkusuz Hardcore modu. Doktor Mitchell’ın evinden ayrılırken oyun bize oyunu bu modda oynamak isteyip istemediğimizi soruyor. Evet dediğiniz takdirde sizi bambaşka bir tecrübe bekliyor çünkü bu modda oynarken her insan gibi acıkıyor, susuyor ve uykuya ihtiyaç duyuyoruz. İhtiyaçlarımızı karşılamadığımız zaman ise önce ufak yan etkiler başlıyor, sonra yavaş yavaş güçten düşmeye başlıyoruz en sonunda ise ölüyoruz. Bu yüzden su, yemek ve uyku ihtiyacımızı mutlaka karşılamamız gerekiyor. Fakat  bu o kadar da kolay değil. Çünkü hemen hemen her şeyin bir ağırlığı var bu modda. Yiyeceğin ve suyun da öyle… Artık Fallout 3’teki gibi yürüyen bir cephanelik misali dolaşmak da yok. Tıpkı yiyecekler gibi her merminin de bir hacmi ve bir ağırlığı var ve yanımızda hangi silahı taşıyacağımıza karar vermemiz, hangi mermiden ne kadar bulunduracağımızı hesaplamamız gerekiyor.</p>
<p>Normal zorluk seviyesinin aksine Hardcore modunda oynarken kullandığımız Stimpack’ler ya da yediğimiz yiyecekler etkilerini anında göstermiyorlar. Tam tersine, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi zaman içinde yavaş yavaş etki ediyorlar bünyemize. Kırılan bir kemiği, kolu, ayağı vs. Stimpack ile iyileştirmek de yok bu modda. Mutlaka bir Doctor Bag / Doktor çantası kullanmalı veya bir doktora gitmemiz gerekiyor. Hydra denilen ilacı kullanmak da mümkün ama aşırı derecede bağımlılık yaptığından mecbur kalmadıkça kullanmamakta fayda var. Ve inanın, bu modda oynamak kesinlikle ama kesinlikle çok keyifli. Yiyecek / İçecek ihtiyacının olmaması Fallout 3’de en çok dikkatimi çeken ve içten içe hayıflandığım bir şeydi. O yüzden böyle bir özelliğin oyuna eklenmesi benim için ayrı bir mutluluk oldu.</p>
<p><strong>Eski zamanlar, eski dostlar</strong></p>
<p>Oyun boyunca ilk iki oyuna dair pek çok şey görüyor ve duyuyoruz. Bunlardan ilki Geckolar oluyor. İkinci oyunda çeşit çeşit, renk renk ve boy boy karşımıza çıkan, başımızı bir hayli ağrıtan fakat üçüncü oyunda yerinde yeller esen bu yaratıkları tekrar  görmek yüzünüzde hafif bir tebessüm oluşturuyor (Geckolardan biri sivri dişlerini bacağınıza geçirdiğinde bu gülümseme yerini başka şeylere bırakıyor orası ayrı). Sonra birisi çıkıp Shady Sands’ten ve NCR’dan bahsediveriyor. Ardından Hub, Navarro, Crimson Caravan gibi tanıdık isimler çalınıyor kulağımıza ve bir anda Fallout 3’te olmadığı kadar Fallout evreninin içinde hissediveriyorsunuz kendinizi. Sonra bir de bakmışsınız ki Healing Powder hazırlarken buluyoruz kendimizi. Hani 10 yıl önce Fallout 2’deki köyümüzde, Arroyo’da hazırladığımız gibi. Üstelik aynı kök ve bitkileri toplayarak… Hazırlayabildiğimiz tek ilacın bu olmadığını öğreniyoruz sonra. Kendi Stimpack’lerimizi, kendi ilaçlarımızı hatta kendi yemeğimizi ve kendi mermilerimizi bile yapabildiğimizi öğreniyoruz ufak bir şaşkınlık ve keyifle. Özellikle Hardcore modunda oynarken bu yemek pişirme ve mermi yapabilme özellikleri çok işimize yarıyor. Her yemeği hemen pişiremiyoruz elbette, bunun için Survival yeteneğimizin yüksek olması gerekiyor.</p>
<p>Oyunda ilerledikçe önceki oyunlarda rastladığımız bazı karakterlere ya da akrabalarına rastlıyor, o oyunlarda gerçekleştirdiğimiz görevlere dair bazı hikayeler işitiyor, o oyunlarda gerçekleştirdiğimiz bazı olaylara dair ufak tefek şeyler duyuyoruz. Belki inanmayacaksınız ama iptal edilen Project Van Buren’e dair göndermelere bile rastlamak mümkün. Bunları dinlerken yüzünüze yayılan sırıtışa engel olmak mümkün değil. Klamath’daki düşen helikopteri hatırlıyor musunuz? Ya da Fallout 2’deki ekip arkadaşlarımızı? Eğer cevabınız evetse ufak sürprizler sizi bekliyor olacak.</p>
<p>Oyuna eklenen yeni silahlar, yeni yaratıklar ve yeni mermilerden bahsetmedik daha… 10 mm Pistol, Super Sledgehammer gibi klasik silahların yanı sıra Trial Carbine, Cowboy Repeater gibi pek çok yeni silah emrimize amade. Üstelik bazı silahlara dürbün takabiliyor, ilave parçalarla ateş güçlerini arttırabiliyoruz. İlk Fallout’tan beri var olan, Fallout 3’te ise yerinde yeller esen bir başka ayrıntı yani mermi çeşitleri de bu oyunla birlikte geri dönenler arasında. Artık sıradan bir tüfek ile bir Deathclaw’ı öldürmek yok. Ya da sert kabuklu Giant Radscorpion’larla normal mermiler kullanarak baş edemeyeceğiz. Zırh delici / Armor Piercing mermiler kullanmanız şart aksi takdirde ölümünüzle tanışmanız kaçınılmaz. Diğer bir mermi çeşidi olan Hollow Points ise zırh delen mermilerin tam tersi etkiye sahip. Yani zırh kuşanmamış düşmanlarınıza karşı daha kesin bir çözüm sunuyor bizlere. Rakibimizin zırhlı olup olmadığını ekranın hemen altında beliren enerji barındaki kalkan işaretinden anlayabiliyoruz. Eğer kalkan işareti beliriyorsa düşmanımız zırhlı, görünmüyorsa zırhsız demek oluyor. Alın size oynanışa derinlik katan, bir başka ayrıntı daha…</p>
<p>Oyunda yerini koruyan pek çok şey olduğunu yazının başında belirtmiştim. Örneğin lock-pick ve hack sistemleri hiç dokunulmadan bırakılmış. V.A.T.S. özelliği de yerini koruyan bir başka unsur. Bu modu kullanmak hâlâ eskisi kadar keyifli üstelik. Düşmanlarımızın silah tutan kollarını yaralamak, üzerimize hızla gelen bir düşmanı bacağından vurarak yavaşlatmak,  havada süzülen bir bomba ya da mızrağı vurmak gibi pek çok şeyi yine yapabiliyoruz. Bazı Melee weapons / yakın dövüş silahlarına (örneğin golf sopalarına) yeni animasyonlar da eklenmiş ve bunları izlemek epey… ehem… eğlenceli.</p>
<p><strong>Gittim, gördüm, gezdim</strong></p>
<p>New Vegas’ın haritası Fallout 3’e göre daha küçük olmasına rağmen yapılacak onlarca yan görev ve keşfedilecek bir sürü mekan bizleri bekliyor. Öyle ki New Vegas’a varana kadar yolda  o kadar çok oyalanıyor, o kadar çok farklı yönlere sapıyorsunuz ki, “Şuradaki binada neyin nesi?” ya da “Şu mağarada ne var acaba?” derken bir de bakıyorsunuz oyunun başında saatlerinizi harcamışsınız, irili ufaklı bir sürü görev yapmışsınız, pek çok yeni yer keşfetmişsiniz, 20 nci level’a merdiven dayamışsınız ama ana göreve dair tek bir şey bile yapmamışsınız. O anda “İşte aradığım Fallout bu!” diyorsunuz. Sizi bilmem ama Fallout 3’ün büyük fakat bomboş haritasındansa New Vegas’ın daha küçük ama dopdolu haritasını çok daha fazla sevdim ben.</p>
<p>Mojave çöllerinde dolanırken birbirine düşman pek çok grupla karşılaşıyoruz. Bunlardan ilki NCR ya da tam adı ile New California Republic. İkinci oyundan da hatırlayacağımız NCR güçten düşmüş, yanlış biçimde yönetilen ve halkın bir kısmı tarafından pek de sevilmeyen bir otorite durumunda. Romalılar gibi giyinen ve köle tüccarlığı yapan Legion ise onların baş düşmanları. Caesar adında bir adam tarafından yönetilen bu ordunun zayıflığa ve zayıflara karşı kesinlikle tahammülü yok. Raiderların bir kolu olan Great Khans, teknoloji tutkunu Brotherhood of Steel, yine ilk oyunlardan hatırladığımız Followers of the Apocalypse ve Vegas’ta bulunan Robert Edwin House oyun boyunca karşılaşacağımız grupların belli başlıları ve hiçbiri sütten çıkmış ak kaşık değil. Hepsi kendine göre haklı, hepsi amaçlarına giden yolda pek çok iyi ve kötü şey yapmış. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi hiç kimse saf iyi değil ve hepsinin bize bir bakış açısı var. Eğer içlerinden biri ile iyi geçinirsek otomatik olarak diğerlerinin düşmanlığını kazanıyoruz. Düşmanlığını kazandığımız grupların görevlerini de yapamıyoruz haliyle. Bu da sizi oyunu bitirir bitirmez farklı bir karakter oluşturmaya ve farklı bir grubun tarafını tutacak şekilde oyunu tekrar oynamaya itiyor.</p>
<p>Er ya da geç ekibimize katabileceğimiz bazı kişiler ile karşılaşıyoruz. Ekip arkadaşlarımızın her birinin kendine has yetenekleri, kendi geçmişleri ve kendi hikayeleri var. Oyuna eklenen “Companion Wheel” özelliği sayesinde artık onlarla iletişime geçmek de çok daha basit. Eğer istersek ekip arkadaşlarımızla konuşabiliyor, biraz ısrar edersek geçmişlerine dair birkaç şey öğrenebiliyor hatta onlarla ilgili bazı yan görevleri açabiliyoruz. Ekip arkadaşlarımızın yapay zekası biraz daha iyileştirilmiş olsa da “burada bekle” dediğimizde beklememeleri, her gördükleri düşmana Allah ne verdiyse saldırmaları gibi bazı hatalar bazen can sıkıcı olabiliyor. Neyse ki attıklarını vuruyorlar da kendilerini bir nebze de olsa affettirebiliyorlar. Normal modda oynarken ekip arkadaşlarımız ölümsüz haldeler ve enerjileri bittiğinde sadece kendilerinden geçiyor, savaş bittiğinde ise yeniden ayaklanıveriyorlar. Hardcore modunda ise ölebiliyorlar, bu yüzden dikkatli olmakta fayda var. Oyunda toplam 8 farklı yan karakter var ve yanımıza sadece bir insan ve bir insan olmayan karakter alabiliyoruz. Bu da oyunu ikinci hatta üçüncü bir kez daha oynamak için bir sebep daha sunuyor bizlere.</p>
<p>Oyundaki yan görev sayısı o kadar fazla ki anlatamam. Karşılaştığımız hemen hemen herkes bize en az bir görev veriyor ve sizinde tahmin edebileceğiniz gibi bunların hiçbiri birbirinin aynı şeyler değil. Bir görev ondan bir görev bundan derken Pip-Boy’umuzun quest sayfası bir anda dolup taşıyor ve Üstelik quest kısmında görünmeyen, notes kısmında da yer alabilen bazı minik görevler de var oyunda. O görev senin bu görev benim diyerek çölleri arşınlarken seviye üstüne seviye atlamaya başlıyoruz. Neyse ki Obsidian level çıtasını 30’a yükseltmiş. Fallout 3’deki sinir bozucu level 20 sınırından sonra çok yerinde bir hareket olmuş doğrusu. Bir diğer değişiklik ise perklerde. Hatırlarsanız Fallout 3’te her seviye atladığımızda bir perk seçebiliyorduk. New Vegas’ta ise tıpkı ilk iki Fallout’ta olduğu gibi sadece iki levelda bir yeni bir pek seçebiliyoruz. Bazıları için can sıkıcı bir gelişme gibi görünse de “Mojave çöllerinin yenilmez savaşçısı” olmamızı ve engelleme konusunda hayli etkili bir özellik bu. Yoksa siz 20 nci level lağım fareleri ile mi dalaşmak isterdiniz? Bence de hayır…</p>
<p><strong>Vegas; Kumarbazların cenneti</strong></p>
<p>Nükleer savaş tüm dünyayı kasıp kavurmuş, neredeyse tüm insanlığın kökünü kurutmuş olsa da yeryüzünde hâlâ değişmeyen bir şeyler var. Mesela kumar tutkusu ve Vegas… Aradan geçen onca yıla ve yaşanılan onca felakete rağmen New Vegas halen zengin olmayı hayal eden insanların ve onları soyup soğana çevirmek için bekleyen umut tacirlerinin buluştuğu bir kumarhaneler cenneti… Elbette biz de Vegas’taki bu ışıltılı mekanları ziyaret edebiliyor, istersek blackjack, rulet ve benzeri kumar oyunlarını oynayabiliyoruz. Aynı zamanda Caravan adı verilen bir kart oyunu da mevcut ve hemen hemen her şehirde bu oyunu oynayan birilerini bulmak mümkün. Ustalaşması zor fakat öğrenince eğlenceli bir oyun olmuş Caravan.</p>
<p>Hoover Barajı, HELIOS One gibi gerçek hayatta bulunan ünlü mekanlar da oyuna aktarışmış. Özellikle Hoover Barajı oyunda önemli bir yere sahip ve kilit noktalardan birini oluşturuyor. Fallout 3’teki Bubblehead’lerin yerine bu kez kar küreleri topluyoruz. Fakat bu kürelerin sayısı Bubblehead figürleri kadar fazla değil. Toplamda sadece 7 tane küre var. Kar kürelerinin dışında bir de Sunset Sarsaparilla Star Bottle Cap / Yıldız Amblemli Sunset Sarsaparilla kapakları var. Bu kapaklar oyun içerisinde karşılaşacağınız bir görevde anahtar rol oynuyorlar ve çok nadir bulunan şeyler. Ayrıca lanetli oldukları dedikodusu da çöllerde kol gezmekte. Kapakların arkasındaki sırrı açığa çıkarmak ise bizim seçimimize bağlı.</p>
<p>Seslendirmeler Fallout serisinin her zaman başarılı olduğu bir konu olmuştur. Bu kural New Vegas’ta da değişmiyor ve Matthew Perry (Friends), Zoë Bell (Xena, Kill Bill), Michael Dorn (Star Trek), Zachary Levi (Chuck), Danny Trejo (Machette, Desperado) ve William Thomas Sadler (Die Hard 2, Bill &amp; Ted&#8217;s Bogus Journey, The Shawshank Redemption) gibi pek çok ünlü isim bize sesleriyle eşlik ediyor. Tabii ki Ron Perlman (Hellboy) da o her zamanki tok sesi ile “War… War never changes” diyerek bizimle birlikte… Tıpkı Fallout 3’te olduğu gibi radyomuz yine emrimize amade. Mojave Music Radio ve Radio New Vegas oyun boyunca bizlerle eşlik eden iki kanal. Bu radyolarda genellikle oyun boyunca yaptığımız olaylardan bahsediliyor ya da 50’lerin eşsiz müziklerinden bir demet sunuyor bizlere. (Ain’t that a kick in the heeeaaad….) Black Mountain Radio ise apayrı bir konu. Bu kanalda bir Super Mutant ile röportaj yapan bir robot ve ikili arasında geçen eğlenceli diyaloglara şahit olacaksınız. Hatta görevlerden biri burayla direkt bağlantılı o yüzden fazla açıklama yapamayacağım. Tek diyeceğim şey imkanınız varken dinleyin. Ama seslerdeki asıl güzellik ne radyoda ne de seslendirmelerde gizli. Radyonuzu kapatın ve mağaralarda dolaşmaya başlayın bir bakalım. Kulağınıza çalınan melodiyi duyuyor musunuz? Bir yerlerden tanıdık geldi mi? Evet, kesinlikle! Oyunda kullanılan ambiyans müzikleri ilk iki Fallout’ta kullanılanlar ile aynı! Bu müzikleri yeniden duymak sadece inanılmaz bir keyif ve mutluluk duymanızla sınırlı kalmıyor aynı zamanda daha fazla havaya girmenizi de sağlıyor. Bravo Obsidian!</p>
<p>Şimdiye kadar anlattıklarım oyunun iyi yönleriydi. Şimdi gelelim hata ve kusurlarına… Oyun hâlâ Gamebryo adındaki motoru kullandığından grafikler hiç de öyle ahım şahım değil. Yıllar önce Oblivion ile gözlerimizin pasını silen motor artık yaşını iyice göstermeye başlamış. Yine de her şeyin grafik olmadığını bilen oyuncular için bu büyük bir sorun olmayacaktır. Sonuçta Obsidian de boş durmamış, oyuna daha iyi görünen NPC’ler, rüzgar eşliğinde oradan oraya yuvarlanan çalılar, ufak kum fırtınaları gibi pek çok şey de ilave etmiş ve çevreyi biraz daha canlı göstermeyi başarmış. Obsidian’in başaramadığı şey ise her zamanki gibi sorunsuz bir oyun ortaya çıkarmak…</p>
<p>Oyunun her tarafı sayısız bug / hatalarla dolu maalesef. Üstelik bunların bazıları Fallout 3’te bile karşımıza çıkmayan abes şeyler. Asfaltın altından giden Radroach, olmayacak yerde ortaya çıkan NPC’ler, kaybolan ekip arkadaşlarımız, silahımızı doldururken takılan ve sonsuza dek silahı doldurmaya devam eden biz ve daha neler neler… Obsidian’in geçmişine şöyle bir baktığımızda KOTOR 2, Neverwinter Nights 2 ve Alpha Protocol gibi temelinde iyi ama geneline bakıldığında bir yerleri mutlaka eksik ya da hatalı oyunlar görüyoruz zaten. Bu sefer de durum pek farklı değil maalesef. Neyse ki oyun için iki adet devasa yama yayınlandı ve bu hataların bir çoğu giderildi. Son yamayı da kurduktan sonra neredeyse hiçbir hata ile karşılaşamadığımı sevinerek söyleyebilirim. İşin ilginç tarafı tüm bu hata ve kusurlarına rağmen oyundan kopamıyor ve gün ağarıncaya kadar da oynamaya devam ediyorsunuz. Oyun öyle ya da böyle sizi içine çekiveriyor ve başından kalkamıyorsunuz. Bu, karşımızdakinin iyi bir oyun olduğunun başlı başına bir kanıtı zaten.</p>
<p><strong>Steamworks</strong></p>
<p>Oyun Steam destekli olarak piyasaya sürüldüğünden oyun hemen kendini güncelliyor ve sorunların çoğundan kurtuluyorsunuz. Evet, Steam destekli dedim. New Vegas kopya koruma sistemi olarak en garanti ve en kolay yolu seçerek Steam desteği ile piyasaya çıktı. Oyunu oynamak için bir Steam hesabımız olmalı ve oyunu kurarken internete bağlı olmamız gerekiyor. Ondan sonra bağlı kalıp kalmamak sizin seçiminize bağlı. Fakat bağlı kaldığınız takdirde açılmayı bekleyen bir sürü Steam Achievements orada sizi bekliyor olacak. Aynı zamanda oyunu bir kez kurduktan sonra DVD’ yi kapalı bir sandığa kilitleyip istediğiniz izbe köşeye atabilirsiniz. Bir daha ona ihtiyaç duymayacaksınız çünkü… Üstelik oyunu istediğiniz sisteme istediğiniz kadar kurup kaldırabilirsiniz, hiçbir sınırlama yok. Steam üyeliği ya da Steam servislerinin kullanımı için ekstra bir ücret talep edilmediğini de buradan bir kez daha hatırlatalım. Özet olarak; baş ağrıtıcı kopya koruma sistemleri yerine Steam kullanılması çok yerinde bir karar.<br />
Sonuç olarak Obsidian ortaya gayet sağlam bir oyun çıkarmış. Evet, ilk çıktığında oyun hatalarından dolayı oynanamayacak dereceydi ama bu hiç kimseyi durduramıyordu. İnsanlar oyun her çöktüğünde hızla tekrar başlatmaktan kendilerini alamıyorlardı. Yayınlanan yamalarla buna da gerek kalmadı zaten. Eğer Fallout 3’ü sevdiyseniz beğeneceksiniz, eğer Fallout serisinin sıkı bir takipçisiyseniz hayran kalacaksınız. Çünkü bu oyu Fallout 3’ten çok daha fazla Fallout.</p>
<p>Oyunla kalın…</p>
<p><strong>KÜNYE</strong><br />
Yapımcı: Obsidian Entertainment<br />
Tür: RPG<br />
Grafik: 7<br />
Ses: 10<br />
Oynanabilirlik: 8<br />
Eğlence: 9</p>
<p>Artılar: Daha derin oynanış, daha derin diyaloglar, daha dolu harita, ambiyans müzikleri, eski oyunlara göndermeler. Bu oyun gerçek bir Fallout!<br />
Eksiler: Oyunun ilk sürümünde çok fazla bug var. Patch yüklemeden oynamak neredeyse imkansız. Yaşını gösteren grafik motoru.</p>
<p>NOT: 8,5 / 10</p>
<p><strong>MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ</strong></p>
<p>Windows 7/Vista/XP işletim sistemi<br />
2.0 GHz çift çekirdekli işlemci<br />
2GB RAM, 10GB boş hard disk alanı<br />
NVidia GForce 6 / ATI 1300XT serisi ekran kartı<br />
Steam hesabı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/fallout-new-vegas/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DeathSpank</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/deathspank</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/deathspank#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 12:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Blog Dergisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Oyun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/test/?p=650</guid>
		<description><![CDATA[Savulun alçaklar, hainler, şeytanlar ve iblisler! Tüm zamanların gelmiş geçmiş en büyük, en korkusuz ve en gözü pek kahramanı yani ben; DeathSpank, hepinizin kökünü kazımaya geliyorum! Tabii aynada kendime bakmayı bitirdikten sonra… I am DeathSpank! Ne yalan söyleyeyim, Hack &#38; Slash tarzı oyunları hiçbir zaman tam manası ile sevmemişimdir. Evet, Diablo’yu ben de oynadım, Torchlight’ı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Savulun alçaklar, hainler, şeytanlar ve iblisler! Tüm zamanların gelmiş geçmiş en büyük, en korkusuz ve en gözü pek kahramanı yani ben; DeathSpank, hepinizin kökünü kazımaya geliyorum! Tabii aynada kendime bakmayı bitirdikten sonra…</p>
<p><strong>I am DeathSpank!</strong></p>
<p>Ne yalan söyleyeyim, Hack &amp; Slash tarzı oyunları hiçbir zaman tam manası ile sevmemişimdir. Evet, Diablo’yu ben de oynadım, Torchlight’ı da öyle… Fakat hiçbir zaman aşırı derecede sevdiğim, bende hayranlık uyandıran oyunlar olmamıştır bu tarzdaki yapımlar.  Kafamı çalıştırmamı sağlayacak ya da beni farklı diyarlara sürükleyecek oyunları tercih etmişimdir her zaman. O yüzden biri çıkıp da “Gün gelecek, bir Hack &amp; Slash oyununu ayıla bayıla oynayacaksın!” deseydi ona kahkahalarla gülerdim herhalde. Ben ne bileyim üstat Ron Gilbert’ın çıkıp da bu tarzda bir oyun yapacağını?</p>
<p>Ron Gilbert, eski dostu ve çalışma arkadaşı Tim Schafer ile birlikte Monkey Island, Day of Tentacle gibi efsanevi oyunlara imza atmış, kalbimizde yeri her zaman ayrı olan “o adamlardan” biri. Karşımızda duran oyun ise onun son başyapıtı yani DeathSpank; bir Monkey Island ve Diablo karışımı.</p>
<p>Oyunumuz fantastik bir orta-çağ dünyasında geçen ve adı DeathSpank olan bir karakterin etrafında gelişen olayları konu alıyor. DeathSpank bütün hayatını adı “The Artifact” olan gizemli Artifact’i / nesneyi aramaya adamıştır. The Artifact o kadar gizemli bir nesnedir ki ne işe yaradığı bile bir gizemdir. Kahramanımız ne yapıp edip bu nesneye ulaşmalı ve kötülüğü bu diyarlardan kovmalıdır.</p>
<p><strong>The Vanquisher of Evil!</strong></p>
<p>Daha önce de belirttiğim gibi DeathSpank temelinde bir Hack&amp; Slash oyunu. Yani önümüze gelen çeşit çeşit ve boy boy yaratığı kesip biçtiğimiz, birbirinden ilginç silah ve zırhları topladığımız o oyunlardan biri. Gerçekten de DeathSpank’te birbirinden ilginç bir sürü düşman, silah ve zırh mevcut. Ama oyunu sevmemdeki asıl sebep bunların hiç birisi değil çünkü bu saydıklarım diyalogların yanında solda sıfır kalır.</p>
<p>Evet, diyaloglar… Her biri birbirinden komik, eğlenceli, zaman zaman kahkahalar atmanıza sebep olacak kadar absürd diyaloglar. Ron Gilbert yine yapacağını yapmış ve o eşsiz mizah yeteneğini kullanarak ortaya harika bir oyun çıkartmayı başarmış. Oyundaki bütün diyaloglar büyük bir özenle yazılmış ve okuması da bir o kadar keyifli. Başka hangi oyunda konuyla alakası olmadığı halde sadece kahramanımızın yumurtlayacağı şeyleri duyabilmek için konuşma seçeneklerinin hepsini tıklarsınız ki? (Şey… Belki Monkey Island)</p>
<p>Oyundaki diyaloglar kadar karşımıza çıkan diğer karakterler de eğlenceli. Sırtına saplanmış bir balta ile dolaşan emekli kahraman Eubrick, ailesinin tüm fertlerinin talihsiz kazalara(!) kurban gitmesiyle tahta çıkan Lord Von Prong, Pluckmucle kasabasının oy düşkünü başkanı The Mayor ve daha pek çok enteresan karakter bu oyunda bizleri bekliyor. Özellikle emekli kahraman Eubrick’in maceralarını dinlemek çok keyifli, mutlaka deneyin.</p>
<p><strong>Dispenser of Justice!</strong></p>
<p>Toplamda 33 tane ana görev, 79 tane de yan görev var. Görevler de oyunun kendisi kadar komik ve absürd. Tavuklardan korktuğu için uyuyamayan ejderhalar, kirazlarının büyümesi için iblis gübresine ihtiyaç duyan çiftçiler, kapalı alanlardan korkan kaşifler ve daha neler neler… Hatta kazandığımız zırh ve silahların isimleri bile komik! Inventory ekranında her silah için ayrı bir açıklama yazdığını göreceksiniz. Bunları mutlaka okuyun ki eğlencenize eğlence katılsın. Oyun için harcanan emek karşısında şapka çıkarmamak elde değil. Silahların, zırhların ve ekipmanların hepsi ayrı ayrı özelliklere sahip. Bazıları ateşe karşı dayanıklılık verirken bazıları buz, doğa vs. zararı verebiliyor. Oyun boyunca kazanacağımız bazı özel rünler sayesinde iki silahın yeteneklerini birleştirip özel ataklar da sergileyebiliyoruz. Fakat bu özel hareketleri sadece ekranın altındaki Justice Meter’ın dolu olduğu zamanlarda gerçekleştirebiliyoruz.</p>
<p>Oyunun grafikleri de en az diyalogları kadar başarılı. Üç boyutlu bir dünya üzerine çizilmiş iki boyutlu ağaçlar, evler ve binalar o kadar güzel görünüyor ki manzaraya hayran kalmadan edemiyorsunuz. Grafiksel olarak bana biraz da Psychonauts’u hatırlattı DeathSpank. Psychonauts’la olan bir diğer benzerliği ise hafif neşeli, az biraz çılgın müzikleri…</p>
<p>Oyunun haritası çok büyük ve gidilebilecek bir sürü yer, keşfedilecek pek çok şey var. İlk bölümün haritası bile başlı başına büyükken bunun aslında oyun dünyasının sadece ufak bir kısmına ait olduğunu fark ettiğinizde resmen şok oluyorsunuz. Neyse ki oyunun içine yerleştirilen umumi tuvaletler sayesinde (evet, ne var?) haritanın istediğimiz bölgesine istediğimiz zaman teleport olabiliyoruz. Öldüğümüz zaman da bu tuvaletlerin önünde hayata geri dönüyoruz. Evet, oyunda ölmek var ama kesinlikle ağır sonuçları yok.</p>
<p><strong>Hero to the Downtrodden!</strong></p>
<p>Oyunu co-op olarak aynı bilgisayardan iki kişi oynamak da mümkün. Büyücü Sparkles ikinci oynanabilir karakter olarak emrimize amade… Asasından büyülü ışınlar atmak, etrafındaki düşmanları ellerinden  çıkan alevler ile kızartmak ve en önemlisi hem kendisini hem de DeathSpank’i tek bir büyü ile iyileştirmek Sparkles’ın yetenekleri arasında. Tek kötü yanı hiç konuşmaması ve hiçbir eşyayı kullanamaması. Yine de varlığının oyuna farklı bir tat kattığı gerçek. İki kişi oynayabilmek için mutlaka bir kontrol cihazımızın olması şart.</p>
<p>Oyunun kötü yönleri de yok değil elbette. Bir yerden sonra sürekli kesip biçmek can sıkıcı olabiliyor. En üst seviye olan 20’ye ulaştığınızda da başka zırh ve silah bulamıyorsunuz. Ayrıca ilk yetimi kurtarmak çok eğlenceliyken aynı eğlenceyi diğer yetimlerde görememek üzücü.</p>
<p>Sonuç olarak DeathSpank oldukça eğlenceli, sırf diyalogları için bile oynanmayı hakkeden güzel bir yapım olmuş. Eğer biraz gülmek ve arada da stres atmak için bir oyun arıyorsanız DeathSpank sizin oyununuz.</p>
<p>Oyunla kalın.</p>
<p><strong>KÜNYE</strong><br />
Yapımcı : Hothead Games<br />
Tür: Hack &amp; Slash<br />
Grafik : 8<br />
Ses: 8<br />
Oynanabilirlik: 8<br />
Eğlence: 9</p>
<p>Artılar: Kimi zaman kahkahalar atmanıza sebep olacak diyaloglar, harika grafikler<br />
Eksiler: Bir müddet sonra sıkıcı olabiliyor</p>
<p><strong>NOT:</strong>  8 / 10</p>
<p><strong>MİNİMUM SİSTEM GEREKSİNİMLERİ</strong></p>
<p>Windows XP/Vista/Windows 7 işletim sistemi<br />
Intel Pentium 4 1.7 GHz veya eşiti işlemci<br />
1 GB RAM (Xp) / 1.5 GB RAM (Vista ve Windows 7)<br />
2 GB Hard Disk boş alanı<br />
256MB ATI Radeon X1900 GT / 256MB Nvidia GeForce 6800 Ultra ekran kartı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/deathspank/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

