<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog Dergisi &#187; Rengarenk</title>
	<atom:link href="http://www.blogdergisi.com/kategori/rengarenk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.blogdergisi.com</link>
	<description>Ücretsiz online e-dergi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 09:39:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Blog Alemi</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/blog-alemi-3</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/blog-alemi-3#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 09:39:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>leithycat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=1041</guid>
		<description><![CDATA[Yazmaya nasıl başladın sorusuna ne kadar alışıksa bir yazar, bir blogger da neden bir blogda yazma gereği duydun sorusuna o kadar aşinadır.Yani öyle olduğunu umut ediyorum  O kadar sık karşılaşıyorum ki bu soruyla, artık neden yazdığımı açıklamak için kurduğum cümleleri bile bir kalıba oturtmuş vaziyetteyim. Kimileri sırf meraktan soruyor bu soruyu. Hani alacağı cevap [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmaya nasıl başladın sorusuna ne kadar alışıksa bir yazar, bir blogger da neden bir blogda yazma gereği duydun sorusuna o kadar aşinadır.Yani öyle olduğunu umut ediyorum  O kadar sık karşılaşıyorum ki bu soruyla, artık neden yazdığımı açıklamak için kurduğum cümleleri bile bir kalıba oturtmuş vaziyetteyim. </p>
<p>Kimileri sırf meraktan soruyor bu soruyu. Hani alacağı cevap onu hiç bir koşulda tatmin etmeyecek. Sırf muhabbet olsun, bir şeyler konuşulsun da konu ne olursa olsun havasındalar. Kimileri de kendileri blog yazmak istediklerinden ama bunun için kendilerinde cesaret bulamadıklarından yöneltiyor bu soruyu. Genelde bu kesim belirli bir zaman sonra yardım isteğiyle farklı sorularla geri dönüş yapıyor. Böyle durumlarda elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum. Ne de olsa gerçek hayatta anlatmak isteyip de anlatamadığımız bizi yaralayan olayların varlığı bilinen bir gerçek.  Bunların üzerine ek olarak bir de üstesinden gelemediğimiz işler gelince, bu basit denklem içinden çıkamayacak karmaşıklığa bürünüyor. </p>
<p>Blog yazmak zahmetli bir durum gibi gelebilir bazılarımıza, bazılarımız da tereyağından kıl çeker gibi der blog yazmak için. Kimileri güncelliğe önem verir, kimileri kopyala-yapıştır mantığıyla hareket eder  falan filan. Önemli olan kendini nasıl ifade edeceğin. Sen dersin kara, ben derim siyah… İşte bloglar kendi iç dünyamızı yansıtmak için kullandığımız birer araç… Amacımıza hizmet eden bir araç. Gerçek hayatta olduğu gibi önemli olan yine kendimiziz.<br />
Blog işte, adı üstünde web günlüğü. Ya da artık siz nasıl adlandırmak istiyorsanız öyle bir şey. </p>
<p>Benim bloglara olan merakım az biraz ruhsal yönden çökkünlük zamanlarıma denk geliyor. Evden dışarı çıkmadığım, kendimi mutlu hissetmediğim anlarda bir bloggerı takip etmeye başlamıştım. Yazdığı yazılarda kendimden bir parça buluyordum. Neredeyse her gün o bloga bakar olmuştum. Acaba bugün nasıldı, ne yaptı, iyi mi şimdi, hüzünlü mü acaba yine…<br />
Yazılarına yorum yazmak istiyordum, ama korkuyordum da ya önemsemezse beni, ya cevap vermezse… Bu değersizlik hissi beni öldürüyordu. O yazılarında kendini değersiz hissediyordu, bense onun yazılarını okurken değersizliğimi  ruhumun en derinlerinde hissediyordum. Sonra sonra yaklaşık bir altı ay geçti ilk yazısını okumamın üzerinden ki depresyonla ilgili bir yazı yayınladı. O yazısına yorum yazdım. Yorumuma cevap verdi. Çok mutlu olmuştum. İçim içime sığmıyordu. Günlerce yorumlar üzerinden konuştuk ve o blogger sayesinde ben tedavi olmaya karar verdim. Tedavi olma kararımla da blog yazma maceram başlamış oldu. Artık hayatta benim gibi sıkıntı çekenlerin de olduğunu biliyordum. Yavaş yavaş kendi iç dünyamdan uzaklaştım ve çevremde olan bitenlere kulak kabartır oldum. Ne kadar çok şey değişmişti. </p>
<p>Mesela bloga ilk müzik ekleme denemem resmen fiyaskoydu… Sözde bilgisayardan çok iyi anlayan ben dandik bir yazıma bir şarkıyı dahi eklemeyi becerememiştim. Birkaç yazı (ki onlarda başka bloglardandı) okudum. Veee sonunda galibiyet! Azmin zaferi!  Kazanmış, yazıma şarkı eklemeyi başarmıştım. Böyle basit bir şey bile beni mutlu etmeye yetmiş de artmıştı. Hatta bu mutlulukla birkaç hafta idare edebilirdim </p>
<p>Yılmadım, öğrenmeye devam ettim. Blog temasıydı, blog adresiydi, güncellikdi, oydu buydu derken bir baktım ki blog yazmaya başlayalı yaklaşık dört seneyi devirmişim. Şimdilerde sevdiğim blogları çok sık olamamakla birlikte okumaya devam ediyorum. Derslerimin yoğunluğundan kafamı kaldırabildiğim ölçüde kendi bloguma bakıyorum.<br />
Ayrıca blogları okurken daha rahat olması sebebiyle feedly kullanıyorum. Hani kullanmak isteyen olursa, basit arayüzü resmen kullanıcı dostu. Linki de vereyim de aramak zorunda olmayın <br />
<strong>http://www.feedly.com/</strong></p>
<p>Hani severek takip ettiğim bloglar falan demişken, sevdiğim bloglardan bir kaçını da yazsam mı  diye düşünüyordum  ki yazasım geldi  Yazayım mı? Yazayım, yazayım tabi.</p>
<p><strong>Neo’nun Köşesi  : http://scnneo.blogspot.com/</strong><br />
Uzak Doğu filmlerine aşina olmayan insanlara, Uzak Doğu filmlerinin de kaliteli yapımlar olduğunu anlatan sevdiğim bloglardan. Eğer bir film izleyeceksem ve Neo o filmle ilgili bir yazı yazmış mı diye bakmadan edemem.</p>
<p><strong>CineShoot : http://cineshoot.blogspot.com/</strong><br />
SirEvo şu an vatani görevini yapmakta olan bir blogger. Bir dizi izleyeceksem eğer ilk önce SirEvo’nun fikrini alırım. Hiç zevklerime ters bir tavsiyesi olmadı bugüne kadar. Ayrıca vatani görevde olduğundan bu aralar hiç yazısı olmadığından dizi izlemiyorum dersem yalan olmaz  </p>
<p><strong>Su İzleri : http://suizleri.blogspot.com/</strong><br />
Hani bazılarımız içinden geçenleri kelimelere dökmeye zorlanır, hissettiklerini karşısındakine nasıl aktaracağını şaşır ya Efsa işte o hissettiklerinize kısacık cümlelerle tercüman oluyor. İnce bir çizgide gittiğinizi hissettiğinizde Su İzleri bloguna bir göz atın derim.</p>
<p><strong>Jeliboncuk : http://jeliboncuk.blogspot.com/</strong><br />
Blogun adından da alayacağınız üzre cıvıl cıvıl bir blogger Jeliboncuk. Kendi el işlerini yayınlar blogunda. Yaptığı küpeler, kolyeler, bileklikler insanın içinde yaratıcılık hissini tetikliyor.</p>
<p><strong>#ff_öykücüsü : http://ff-oykucusu.tumblr.com/</strong><br />
Kim kendisine ait bir öyküsü olsun istemez ki… Açıkçası ben çok istiyordum. Ve yardımıma kim koştu dersiniz?<br />
Tabiki de Muharrem Gürsu   Hani nerede senin hikayen dediğinizi duyar gibiyim. Link vereyim de bakın   Kayıp Ruhun Peşinde : http://ff-oykucusu.tumblr.com/post/11313115947</p>
<p><strong>Son olarak Aslısın : http://aslisin.blogspot.com/</strong><br />
Bloggerdan, twitterdan, friendfeedden, facebooktan… Artık siz ne derseniz ordan takip ettiğim harika kişilik, kalemi kuvvetli blogger. Her yazısı tadından defalarca okunur.  Yorumlar kucak kucak…  Takip edilesi bir bloggerdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/blog-alemi-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Sıkıntı Var İçimde</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/bir-sikinti-var-icimde</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/bir-sikinti-var-icimde#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 11:30:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>leithycat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>
		<category><![CDATA[sıkıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=963</guid>
		<description><![CDATA[Gidiyor, çok uzaklara gidiyor.  Amaaan sen de teknolojiden bihaber misin, internet denilen bir şey var, telefon var, cep telefonu var, mail var diyeceksin… Ama insanın sevdiğinin yanı başında olmasından daha güzel ne olabilir ki… İnsanın sevdiğinin kokusunu, hangi koku tutabilir, sevdiğinin öpüşünü hangi öpüş tutabilir, hangi bakış, hangi dokunuş… Gidiyor işte, bense ardından sadece bakıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1.jpg" rel="lightbox[963]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1017" title="Bir Sıkıntı Var İçimde" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/11/s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1-300x284.jpg" alt="" width="300" height="284" /></a><br />
Gidiyor, çok uzaklara gidiyor.  Amaaan sen de teknolojiden bihaber misin, internet denilen bir şey var, telefon var, cep telefonu var, mail var diyeceksin… Ama insanın sevdiğinin yanı başında olmasından daha güzel ne olabilir ki… İnsanın sevdiğinin kokusunu, hangi koku tutabilir, sevdiğinin öpüşünü hangi öpüş tutabilir, hangi bakış, hangi dokunuş…<br />
Gidiyor işte, bense ardından sadece bakıyorum. Bir şeyler söylemeye yüreğim el vermiyor. Sanki içimdeki sıkıntıyı kelimelere döksem, seslendirsem onu da kendimi de yaralayacağım, bir daha asla düzelmeyecek yaralar açacağım bedenlerimizde.</p>
<p>Yutkunuyorum cümlelerimi, yutkunuyorum gözyaşımı. İçimde derin bir acı, tasvirinin imkanı yok. Midem buruluyor, sanki günlerdir açım… Sarılmak istiyorum sıkıca. Ağlamak istiyorum deliler gibi. Bir şeyleri kırıp döksem rahatlar mıyım? Öfkemi alsam sağdan soldan, camı çerçeveyi yerle bir etsem… Ne geçecekki elime o gittikten sonra.<br />
Kocaman bir sıkıntı var içimde, bütün duygularımı, bütün insani duygularımı sömürüyor. Kara bir delik sanki, yanına yaklaşan her şeyi bilinmeze sürüklüyor.Nasıl bir aşk bu, içim acıyor!</p>
<p>“Eğer gerçekten seviyorsan, eğer gerçekten seviyorsa uzaklık anlamsızlaşır…“ demeyin bana&#8230; Bu zamanda insan kimseye güvenemiyorki, sevdiğinin değişmeyeceğine inansın. Benim ona inancım sonsuz da işte değişen ben olursam… Korkum büyük, korkum beni mahvediyor. Ayran gönüllülük değil bu. Başkasını bulurum falan da demiyorum. Seven insan bekler diyeceğinizi de biliyorum, ama yaşam şartlarımı da bir ben biliyorum. Hayatın koşuşturmacasında aramalar azalacak, mesajlar seyrekleşecek, sohbet bir yerden sonra tıkanacak… Farklı şehirlerde farklı hayatları yaşıyor olacağız. Artık aynı havayı solumayacağız, aynı şeylere yan yana gülemeyeceğiz, sıkıntılarımızı baş başa verip düşünüp, tartışamayacağız.<br />
İnsanlar değişiyor… İnsanların duyguları, düşünceleri, hissettikleri değişiyor. Yaşam koşulları değişen insan farklılaşıyor. O bir sene sonra geldiğinde değişmeyen tek şey dış görüntüsü olacak… Belki de dış görüntüsü bile aynı olmayacak. Ne bileyim kilo alacak ya da kilo verecek… Her neyde değişecek işte… Bakışlarındaki o sıcaklık aynı kalmayacak. Ben gözlerinin içinde kendimi göremeyeceğim. İkimiz arasındaki çekim beklide geri dönmemek üzere çevremizden yok olup gidecek… Kim bilir…</p>
<p>Zamana hakim olamıyorum ki. Zamanı durduramıyorum ki… Keşke elimde sihirli bir değnek olsaydı da zamanı ileri alabilseydim. Zamana ileri alsaydım da yaşayacaklarımın neler olacağını görüp, ona göre karar verebilseydim. Neden sihirli bir değneğim yok ki… Hokus pokusla ilişki mi yürürmüş demeyin. Bir karar vermem gerek ve bu karar beni günlerdir uykusuz bırakıyor. Bu sorumluluğun altından nasıl kalkarım, nasıl ona olmaz yapamam derim…<br />
Kabul ediyorum çok bencilce hareket ediyorum. Herşeyi sadece kendi açımdan düşünüyorum. Ama insan zaten bencil bir varlık ve aşk zaten bencilce bir duygu değil mi? O zaman niye kendimi bu kadar yargılıyorum?</p>
<p>Üzülmesin istiyorum. Onu yaralayan en son insan ben olmalıyım. Sevgimle sarıp sarmalaya bilsem… Hüznümü kör kuyulara atabilsem… O giderken ardından gülümseyerek el sallayabilsem…</p>
<p>Ama içim öyle demiyor işte! Gitme kal de hadi ona, gitme de, durdur onu… Ya hayatı, ya istekleri, ya idealleri ne olacak? Benim için sevdiği şeylerden vaz mı geçmeli? Bir ilişki de illaki özverili mi davranmak gerek?</p>
<p>Bu onun hayatı, bu onun seçimi! Ona engel olamam. Benim ondan isteyeceğim şeyler, onun özveriyle davranıp kabul edebileceği türden şeyler değil! Hayatını ısklamasını istiyorum resmen.</p>
<p>Hayır hayır yapamam bunu. Bu ona haksızlık.</p>
<p>Ama ya ben ne olacağım? Ya benim örselenen, harap olan duygularım ne olacak. Kaybolmuşluğun içinde yitip gideceğim. O hayatına bensiz devam edecek. Ben hayatıma nasıl onsuz devam ederim?</p>
<p>Nasıl olur da onu hayatımın merkezine koyabilirim bu kadar kısa sürede hem de gideceğini bile bile… Geleceğimin üzerine lades oynamışım gibi hissediyorum. Değişecek misin bekleyecek misin sorusu yankılanıyor kulaklarımda! Lanet olasıca tüm sesler düşmanlığınız ne bana? Seviyorum işte, deli gibi seviyorum. Ama gururum var ya o başı eğilmez gururum… Ona söz geçiremiyorum. Ya değişirse, ya başkasını severse, ya beni unutursa…</p>
<p>Bir de kendime güvenmiyorum diye bahanelerin ardına gizleniyorum. Kendime bile yalan söyler oldum. Bu işin içinden nasıl çıkacağım. Ne yapacağım, ne yapmalıyım? Keşke akıl danışacağım birileri olsaydı çevremde… Güzin ablalık yapsaydı ya biri bana…</p>
<p>O yeni bir başlangıç için gidiyor buralardan. Bense ardında yeni başlangıçlara gebe ruhumla, gözleri yaşlı bedenimle kala kalacağım. Hayallerim avuçlarımda paramparça, umutlarım yitip gitmiş… Rüyalarımda bile yalnız olacağım. Şimdi gelse ya, aniden sarılsa ya…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/bir-sikinti-var-icimde/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sürpriz Aşk</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/surpriz-ask</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/surpriz-ask#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 20:58:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Büşra Bayram</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[sürpriz aşk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=859</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;İlk yazımla hepinize kocaman bir merhaba. Şimdi size yaşanmış bir hikaye anlatacağım. Karşı cinsin ağzından olayı kurgulamanın zorluğunu biliyorsunuzdur eminim. Elimden geldiğince duygularını dile getirmeye çalışacağım. Karakterler ve yaşanılanlar gerçektir fakat olaylar da kurgu kaçınılmazdır.&#8220; Ben her zaman aşık olacağım kadına bir yerlerde bir şekilde rastlayacağımı sanırdım. Mesela bir yerde yürürken çarpacaktım ona, o kitaplarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/fraktal.jpg" rel="lightbox[859]"><img class="aligncenter size-full wp-image-862" title="fraktal" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/fraktal.jpg" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p><em><strong><span style="color: #330033; font-family: 'trebuchet ms',sans-serif;">&#8220;</span></strong><strong>İlk yazımla hepinize kocaman bir merhaba. Şimdi size yaşanmış bir hikaye anlatacağım. Karşı cinsin ağzından olayı kurgulamanın zorluğunu biliyorsunuzdur eminim. Elimden geldiğince duygularını dile getirmeye çalışacağım. Karakterler ve yaşanılanlar gerçektir fakat olaylar da kurgu kaçınılmazdır.</strong></em><strong><em>&#8220;</em></strong></p>
<p>Ben her zaman aşık olacağım kadına bir yerlerde bir şekilde rastlayacağımı sanırdım. Mesela bir yerde yürürken çarpacaktım ona, o kitaplarını yere düşürecekti, sonra biz göz göze gelecektik ve aşık olacaktım tepeden inercesine. Aslında tepeden yuvarlanır gibi içine yuvarlanacaktım. Tıpkı filmlerdeki gibi&#8230; Bizi bir sürü entrika terbiye edecekti ama biz hiç birine yenilmeyecektik.  Ya da bir kavgayla başlayacaktı aşkım. Kavga ederken o sinirli gözlerinde kaybolacaktım. Ya da yanımdan geçerken saçlarını savuracaktı, kokusuna tutulacaktım…</p>
<p>Benim hayalimdeki aşk filmleri hep sürpriz bir biçimde gelişirdi. Bir sürpriz olmalıydı mutlaka. Kocaman bir sürpriz yaşardım belki&#8230; Sonra pat diye aşık olurdum. Ama benim aşkım hiç de beklediğim gibi gelişmedi. Ben O’na üniversite sıralarında aşık oldum. Aslında ikinci sınıftan beri tanışıyorduk. Yanımda otururdu çoğunlukla. Ortak derslerimiz çok fazlaydı. Ders çıkışlarımızda kantinde soluklanırdık ya, yine dibimdeydi. O zamanlar kanka modası fazla. Ama biz kanka olmaya yanaşmıyorduk. Bir ders iptalini hatırlıyorum da dün gibi… İşte o gün çok başkaydı… Bir sonra ki dersimize daha 2 saat vardı. Beraber bir şey yapma kararı almıştık. Evet, beraber… Nereden bilebilirdim ki o günden sonra o hep benimle olacak?<span id="more-859"></span></p>
<p>O gün beraber üniversiteli gençlerin oturduğu o meşhur kafelere gittik. Oturduk. Konuşmaya başladık. O kadar çok ortak noktamız vardı ki… Ruh eşim mi neydi? Hani filmlerde olurdu ya? Evet, ben onunla bir yerde çarpışmadım, bir yerde saçını savurmadı da suratıma, aslında tasvir edemeyeceğim kadar güzeldi yüzü. Umarım kimse ben gibi görmüyordu onu. Ben tanıdıkça sevdim onu. O anlattıkça sevdim. Konuştukça sevdim…</p>
<p>Arkadaşlarımızdan gizli yaşamaya başladık ilişkimizi. Bizim ilişkimiz onlarınkine benzememeliydi ne de olsa. Biz başkaydık. Onlar gibi değildik. Onlar “canım” kelimesini o kadar kolay harcarlardı ki… Ama biz de öyle değildi. Bizim için oldukça zordu canım demek. İlk canım dediğim günü hatırlıyorum da… Lafın arasına öylesine sıkıştırmıştım. O da utanmıştı ölesiye, ben de… Daha önce böyle bir duygu tatmadığımdan olacak, kalbim yerinden fırlayacak gibi olmuştu. Hey sadece canım dedim değil mi?</p>
<p>Onunla yaşadığım her an süperdi. O da benim gibi meraklıydı çocuklara. Beraber yetimhaneye gider, çocukları eğlendirirdik. Onları eğlendirmeden günümüzü geçirdiğimizde büyük bir kayıptı bizim için. Yaptığı her hareketine hayran oluyordum ben. O çok başkaydı. Gülüşü, konuşması… Hayatımda tanıdığım diğer kadınlar bir yana, o çok başka bir yanaydı.</p>
<p>Üniversitenin son yılındaydık. Farklı şehirlerde yaşadığımızdan okul bitince ayrı şehirlerde uyanacağımızın düşüncesi bile bizi yıpratmaya yetiyordu. Bir gün kantinde otururken arkadaşlarımızdan bir tanesinin O’na karşı boş olmadığını fark ettim. Biz hala gizli yaşıyorduk ilişkimizi. Bunu o farklı bir şehirde olduğundan,okumaya geldiğinden mi yapıyorduk bilmiyorum ama aslında ikimiz de böyle istiyorduk sanırım. İlişkimize değişik bir saygımız vardı. O arkadaş benim sevgilime hepimizin içinde çıkma teklif etti. İşte o an kan beyne nasıl sıçrarmış anladım. Elim ayağım boşaldı. Ne yapacağımı şaşırdım. Hiç konuşmadım. O gereğini yaptı zaten. O kadar güzel tersledi ki hiçbir yumruğum O’nun yaptığını yapamazdı. Diyorum ya hayrandım ben O’na…</p>
<p>Asla O’na seni seviyorum demedim. Taa ki ayrılık vaktimiz gelene kadar. Mezuniyet günü ailelerimizi tanıştırdık. Birbirlerini sevdiler. Hatta beni hep ailesine anlatıyormuş. Arkadaş olarak… Ailesi bana çok güveniyordu. Ben O’nun en iyi arkadaşıydım. Aslında biz sevgiliden çok ötedeydik. Arkadaştan, dosttan, kardeşten… Karımdı o benim asla aynı odayı paylaşmadığım. Karımdı o benim elini tutmaya çekindiğim. Karımdı o benim sokakta sarıp sarmalayamadığım…</p>
<p>O şehrine gitti… Ben ise kaldım. Gitme diyemedim… Neye güvenip diyecektim ki? Erkek milletini bilirsiniz, önünde bir sürü engeli vardır. Askerlik yapmam gerekiyordu, sonra iş bulunacaktı. Ancak evimi tutunca karşısına çıkabilirdim… Farklı şehirlerde ayda yılda bir kez buluşarak sürdürdük ilişkimizi… Hala seviyordum O’nu ölesiye… Sonra askere gittim. Asker olduğum yer O’nun yaşadığı şehre o kadar yakındı ki… Sanırım 3 saatlik bir mesafedeydik. Artık daha rahat görüşebileceğiz sevinci kaplamıştı tüm bedenimi.</p>
<p>2009 yılı. Yılbaşı denen o lanet gündeydik. Bir gün önce konuştuk telefonda. O’nu ne kadar özlediğimi anlattım. O da beni bir o kadar özlemişti. “Yılbaşlarını ayrı geçiren sevgililer hep ayrı kalırlarmış” dedim telefonu kapatırken. Gülerek “Batıl inanç bunlar” dedi. “Keşke yanımda olsan, bu yılbaşında ve diğer her yılbaşında” dedim. Telefon kapandı…</p>
<p>Onunla son konuşmam olduğunu bilseydim, eminim başka şeyler söylerdim. O’na söylemeye çekindiğim “seni çok seviyorum” cümlesini kurardım belki. Ne bileyim, hayatımın bir parçası olduğunu, hatta bedenimde bir uzvum gibi yer kapladığını söylerdim. Ama söyleyemedim. Ben O’na hiçbir şey söyleyemedim. Telefon kapandı…</p>
<p>Gece 3 sularında telefonum çaldı. Arayan O’ydu. Yatakhaneye zorla soktuğum telefonumla yakalanmayayım diye asla bu saatte aramazdı. Aslında o beni hiç aramazdı hep ben arardım müsait olunca. Heyecanla açtım telefonu, kısık sesle konuştum. Karşımda tanımadığım bir adam sesi vardı. Polis olduğunu ve karımın hastaneye kaldırıldığını söyledi. En son benimle konuştuğu için ben aranmışım. Karım mı? Beni ne diye kaydettiğini o an düşünemedim bile. Koşarak kumandandan izin aldım. O kadar kötü bir haldeydim ki, izin verildi. Hatta hastaneye kadar bir arkadaşım da eşlik etti.</p>
<p>Hastaneye geldiğimde ismini söyledim. Hastamı kaybettiklerini söylediler. Hastamı kayıp mı etmişlerdi? Koskoca kız nasıl kaybolurdu? Nasıl yani? Bir an beynimle kalbimin arasındaki o bağların kopup kaybolduğunu hissettim. Tüm iç dünyam, dış varlığım, her şeyim birbirine geçmişti. Kilitlenmiştim… Sinir krizi geçirdim. Gözlerimi açtığımda yanımda arkadaşım vardı. Ağlıyordu. Sonra ben de ağladım. Beraber ağladık. Askerlik arkadaşı başka derlerdi de, inanmazdım. Sarılarak, bağıra bağıra ağladım…</p>
<p>Varlık ile yokluk ne kadar farklı şeylerdi. Bir vardı, sonra yok oldu. Yok demek ne kadar kolaydı. Kolay ve ağır&#8230; O’nu son bir kez görmek istediğimi söyledim. Hastaneye annesi ve babası da gelmişti. Bana sarılarak ağladı annesi. “Oğlum seni görmeye geliyordu, şu yılbaşı şeysi için sürpriz yapacaktı…” dedi bana. İste o an cehennem kesildi dünyam başıma. Ben.. Ben kelimelerin bittiği yerdeyim..</p>
<p>Hani en başta dedim ya sürprizle başlayacaktı aşk hayatım diye, sürprizle başlamadı ama acı bir sürprizle bitti.</p>
<p><strong><span style="color: #330033; font-family: 'trebuchet ms',sans-serif;"><em><br />
</em></span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/surpriz-ask/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soluklanma Bitmiş Yeniden Heyecan Sarmışken Bizi&#8230;</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/soluklanma-bitmis-yeniden-heyecan-sarmisken-bizi</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/soluklanma-bitmis-yeniden-heyecan-sarmisken-bizi#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 13:38:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serap Kazancı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>
		<category><![CDATA[heyecan]]></category>
		<category><![CDATA[soluklanma]]></category>
		<category><![CDATA[yeniden varoluş]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/?p=848</guid>
		<description><![CDATA[Bir dönem, bir an,  birle başlayan zaman bazen seyrelmeyi gerektirdiğinden kopuşlar olur ama gönül bir yerlerde buluşmayı istediğinde zamanın yeniden isimlendirmesini bekler. Bakabilmek için beklemekle eş değer midir? Bilemem. Ancak özlemleri perçinlediğini söyleyebilirim.  Bu perçinlemelerde olgunlaşmayı kolaylaştırır ve sanırım bu sadece sabrımız değildir. Sonuçta gelip geçmeler olur ve yeni başlangıçlarda kelimelerin anlamı olur. Mişli zamanları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1k.jpg" rel="lightbox[848]"><img class="aligncenter size-full wp-image-849" title="karışık" src="http://www.blogdergisi.com/wp-content/uploads/2011/10/kar%C4%B1%C5%9F%C4%B1k.jpg" alt="" width="390" height="400" /></a><br />
Bir dönem, bir an,  birle başlayan zaman bazen seyrelmeyi gerektirdiğinden kopuşlar olur ama gönül bir yerlerde buluşmayı istediğinde zamanın yeniden isimlendirmesini bekler. Bakabilmek için beklemekle eş değer midir? Bilemem. Ancak özlemleri perçinlediğini söyleyebilirim.  Bu perçinlemelerde olgunlaşmayı kolaylaştırır ve sanırım bu sadece sabrımız değildir. Sonuçta gelip geçmeler olur ve yeni başlangıçlarda kelimelerin anlamı olur. Mişli zamanları geride bıraktığımızı anlatmak için “yeniden” başlıkları atmak,  teşekkürle eskileri ve yenileri bir arada anarak yeniden Blog Dergisiyle olmak bildik heyecanlarımı doğurur. Nihayet söylemleri hayat bulur ve her şey aynen kaldığı yerden devam eder…</p>
<p>Soluklanma nihayet bitti ve seni beni anlatan birçok detaylarda yazma heyecanını yaşamaya devam ediyor olmak iki kez keyifli.  Edindiğim misyonda ilerleme kat etmek dışında daha keyifli olmak da motivasyon açısından oldukça besleyici. Şarkı sözü gibi kafiyeli sıralanan cümlelere aldırış etmeyeceğinizi umarak sevincimin size de yansıdığını umut etmek istiyorum.  İlk’in kelime anlamına uygun ilklerin heyecanı sarmış beni. Zaman yeniden size merhaba deme zamanı şimdi. Kocaman merhaba der ve yepyeni sayılarla hayat bulmayı dilerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/soluklanma-bitmis-yeniden-heyecan-sarmisken-bizi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaçmak En Büyük Arzumuz</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/kacmak-en-buyuk-arzumuz</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/kacmak-en-buyuk-arzumuz#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2011 21:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Blog Dergisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/test/?p=630</guid>
		<description><![CDATA[Zamanı geldi demiştim kısa bir süre önce.Kaçmanın,uzaklaşmanın zamanıdır artık.Planım hazırdı aslında.Belki çok basit fakat anlamlıydı da geride bırakacağı mesaj.Kaçmalıydım ve kurtulmanın tek çaresiydi uzaklaşmak. Kaçmak hep içimizde yer etmiş bir arzudur çoğu zaman beceremediğimiz.Yeni gelen birinin yerinize geçmesini beklersiniz bazen.Bazen de tablodaki resimde artık yerinizin olmadığını fark edersiniz.Fazlalıksınızdır etrafta.Ayağa takılır,göze batarsınız.Artık insanlar için bir engel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanı geldi demiştim kısa bir süre önce.Kaçmanın,uzaklaşmanın zamanıdır artık.Planım hazırdı aslında.Belki çok basit fakat anlamlıydı da geride bırakacağı mesaj.Kaçmalıydım ve kurtulmanın tek çaresiydi uzaklaşmak.<br />
Kaçmak hep içimizde yer etmiş bir arzudur çoğu zaman beceremediğimiz.Yeni gelen birinin yerinize geçmesini beklersiniz bazen.Bazen de tablodaki resimde artık yerinizin olmadığını fark edersiniz.Fazlalıksınızdır etrafta.Ayağa takılır,göze batarsınız.Artık insanlar için bir engel oluşturursunuz.Siz varken insanlar sevemezler,siz varken konuşamazlar,siz varken insanlar rahat edemezler artık.İnsanlar siz varsınız diye mutsuzdurlar ve siz bunları fark edersiniz üzüntüyle.Yok sayılmanız kahreder sizi ama elinizden gelmez hiçbir şey.<br />
Kaçmak çözüm gibi gelir ama sorun getirir kaçma planları.Kaçmak isteriz ama geride sevdiğimiz bir şeyler varsa hala ileriye attığımız her adımda başımız arkaya döner.Belki de bir kişi bile ‘’gitme’’ dese kararımızdan cayabiliriz.Peki haber vermeden gitmek?Geride bıraktıklarımıza bir veda bile etmeden ya da onlara son kez sarılmadan ya da son bir kez yüzlerine bakmadan gitmek kimin canını yakar en çok?Geridekilerin canı ne kadar yanar soramayız ama en çok gidenin canı yanar. Çözüm kaçmaktır bizce ama kaçarken bir çok sevgiyi geride bırakmayı ve bir çok özlemi de göze alırız.Annemizdir,babamızdır,aşık olduğumuz insandır,arkadaşımızdır geride bıraktığımız.<br />
Bazen hissettiririz kaçacağımızı etrafımıza.Sürekli bahsederiz gitmekten ve geri dönmemekten.Yarım bir arzudur bahsettiğimiz.Aklımızdan geçen aslında sadece gitmektir ama gider gitmez dönmek istemek kaçınılmazdır.<br />
Veda bile etmeden gerçekleşen kaçışlar vardır.İnsanın yüreğine oturan anlardandır.Gizlice hazırlanan bir bavul,kapıdan dışarı atılan sessiz adımlar ve geriye doğru ,keşkelerle dolu uzun bir bakıştır gidişe eşlik eden .Bir filmin son sahnesindeki gibi donar kalır son görüntü,arkadan hüzünlü bir müzik çalar ve ekran kararır.Bu da kendi kendimize çektiğimiz veda sahnesidir aslında.Kem küm eder başımızı öne eğip de iki damla göz yaşı döker,sonra kafamızı kaldırıp bakarız etrafa.Son kez derin bir nefes çekeriz içimize.Hasretin kokusunu,ev kokusunu,sevginin,sevgilinin,hüznün kokusunu çekeriz içimize.<br />
Git gide büyüyen özlemlerin de başlangıcıdır kaçışlar.Kaçışlar kurtuluş sanılan karanlık çukurlardır dibini görmek istemediğimiz.Ucunda ölüm de olsa,gerçekten kurtuluş da olsa adımladığımız yolun sonundaki ışıktır.<br />
Kaçışlar kırık kalbin son tepkisidir insanlara.Kendimizi unutmak da,insanları unutmak da bir kaçıştır.Kaçış,intikam istediğimiz ya da bizden intikam alan insanları son kez yaralamaktır bazen.Tüm soruları cevapsız bırakırız,tüm yaralar açık ,tüm düşünceler havada kalır.Bazen de son bir darbe vururuz insanlara,tüm kalpleri kıran ve geri dönüşü olmayan yalnızlık yollarına düşeriz.İtiraf ederiz ne varsa hayatımızda ve tüm nefretimizi,tüm utancımızı tüm sevgimizi aynı anda yaşarız.<br />
Bir tek kendimizden kaçamayız ve bunu bilsek de her defasında deneriz.Geçmiş günlerin acısını kendimize acı çektirerek çıkartırız.Kendimizden kaçmanın tek yolunu bulduğumuzda oyun biter,  perde kapanır hayat sahnesinde</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/kacmak-en-buyuk-arzumuz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;da Bir Kış Günü</title>
		<link>http://www.blogdergisi.com/istanbulda-bir-kis-gunu</link>
		<comments>http://www.blogdergisi.com/istanbulda-bir-kis-gunu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2011 21:40:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Blog Dergisi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Rengarenk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.blogdergisi.com/test/?p=617</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’da soğuk bir kış günüydü. Yine de günlerden 14 Şubat olduğundan mutlu çiftlerin kalpleri sıcacıktı. Genç bir kadın evinde oturmuş sıkıntı ile televizyon seyrediyordu. Günlerden Pazar olduğu için doğru düzgün bir program yoktu. Aslında izlediği belirli bir şey de yoktu, öylesine bakıyordu görüntülere. Aklı daha çok elinde tuttuğu cep telefonundaydı çünkü. Gözleri sürekli televizyondan telefonunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da soğuk bir kış günüydü. Yine de günlerden 14 Şubat olduğundan mutlu çiftlerin kalpleri sıcacıktı.</p>
<p>Genç bir kadın evinde oturmuş sıkıntı ile televizyon seyrediyordu. Günlerden Pazar olduğu için doğru düzgün bir program yoktu. Aslında izlediği belirli bir şey de yoktu, öylesine bakıyordu görüntülere. Aklı daha çok elinde tuttuğu cep telefonundaydı çünkü. Gözleri sürekli televizyondan telefonunun ekranına kayıyor, gelen bir mesaj ya da çağrı olup olmadığını kontrol ediyordu. Bir müddet daha böyle oturduktan sonra bakışları takvime kaydı ve üzerinde yazılı tarihi görünce sıkıntı ile ofladı. 14 Şubat’ı gösteriyordu takvim. Yani sevgililer gününü… “Aramayacak.” dedi üzüntü ile bir kez daha telefonunu kontrol ederken. “Ah be Can! Ne olurdu yani şu cesaretini biraz toplayabilsen?”</p>
<p>Can, iş yerinde tanıştığı ve neredeyse ilk görüşte âşık olduğu adamın adıydı. İlk başlarda sadece dış görünüşünden hoşlandığını düşünse de zaman geçtikçe ve onu tanımaya başladıkça öyle olmadığını kendine itiraf etmek zorunda kalmıştı Canan. Çok kibar biriydi Can, aynı zamanda tam bir beyefendiydi de… Çok geçmeden sürekli onu düşünür, rüyalarında onu görür olmuştu kadın.</p>
<p>“Daha ne yapmam lazım hislerimi anlaman için anlamıyorum ki? Senin de benden hoşlandığını biliyorum üstelik. Ama hiç çaba harcamıyorsun, hiç adım atmıyorsun. Neden?” diye mırıldandı düşüneli bir biçimde. Ardından öfke ile oturduğu yerden kalktı ve “Bravo Canan! Şimdi de kendi kendine konuşmaya başladın, ne güzel!” dedi mutfağa doğru ilerlerken. Sonra hâlâ kendi kendine konuşmaya devam ettiğini fark ederek bağırdı; “Kes şunu!”</p>
<p>Mermer tezgâhın başına geçti, bir bardak su doldurdu ve gözlerini yumarak “Yeter artık Canan, bundan sonra Can’ı düşünmek yok.” dedi kendi kendine. Bir yudum su aldıktan sonra “Evet, düşünmeyeceğim artık onu. Umurumda değil! Bitti, gitti.” diye devam etti konuşmaya.</p>
<p>Tam o esnada kapı zili çaldı ve Canan heyecanla olduğu yerde zıplayıverdi. “O mu acaba?” diyerek kapıya koşturdu az önce söylediği tüm o olumsuz sözleri unutarak. Diafona uzandı ve “Kim o?” diye sordu, sesindeki titremeyi bastıramadığı için kendine sessiz bir küfür savururken.</p>
<p>“Benim Can.” diye geldi yanıt. “Müsait misin?”</p>
<p>“Evet, elbette. Yukarı gel lütfen.”</p>
<p>Otomatiğe basmasıyla yatak odasına koşması bir oldu. Çabucak üzerindeki eşofmanları çıkarıp beyaz bir kazak ile mavi bir kot pantolon giydi. Yüzüne bir parça makyaj yapıp sarı saçlarını düzeltmeyi de ihmal etmedi. Kapı vurulduğunda işini tamamlamıştı bile. “Geliyorum!” diye seslendi içeriden. Son bir kez aynada kendine bakıp kapıya doğru yöneldi.</p>
<p>“Selam.” dedi Can, kadın kapıyı açıp gülümseyen gözlerle kendisini karşılığında.</p>
<p>“Selam.” dedi Canan, yeşil gözlerini süzerek.</p>
<p>Uzun boylu, siyah saçlı biriydi Can. Sakalsız, temiz bir yüzü ve kömür karası gözleri vardı. Siyah bir pantolon ve aynı renkte bir kazak vardı üzerinde. Uzun kahverengi pardösüsü karizmatik bir görüntü katmıştı ona.</p>
<p>“Beni içeri davet etmeyecek misin?” diye sordu Can sonunda.</p>
<p>“Efendim?” diye yanıtladı Canan, hâlâ hülyalı bir şekilde adama bakarken. Sonra birdenbire sorulan soruyu idrak ederek gözlerini yana devirdi. “Ah, tabi… Ne kadar da kabayım, kusura bakma.” dedi yana çekilip adamın geçmesi için yolu açarken. Can içeri girdikten sonra ellerini havaya kaldırıp kendisine sessizce “Geri zekâlı!” demeyi de ihmal etmedi.</p>
<p>“Eee, nasıl geçiyor bakalım hafta sonun?” diye sordu Can.</p>
<p>“Fena değil, televizyon izliyordum ben de. En sevdiğim program var da…” dedi Canan, eliyle oturması için adama yer göstererek. Televizyonun önündeki kanepeye yan yana oturdular.</p>
<p>“Hukuk saati mi?” diye sordu Can, ekrandaki programa bakarak.</p>
<p>“Ben… Evet, şey… Hukuk her zaman ilgimi çekmiştir.” dedi kadın gülerek. Bir taraftan da panikle uzaktan kumandayı arayıp televizyonu kapatmaya çalışıyordu. “Ya senin hafta sonun nasıl geçiyor?” diye sordu ardından, konuyu değiştirmeye çalışarak.</p>
<p>“Benimki de fena değil.”</p>
<p>“Eee? Hangi rüzgâr attı seni buraya?”</p>
<p>“Şey, ben… Benimle dışarı çıkmak ister misin diye sormaya gelmiştim de…” diye cevapladı Can, hafif utangaç bir sesle.</p>
<p>“Nasıl yani? Rüyalarım gerçek mi oluyor yoksa?” diye sordu Canan kendi kendine. Kulaklarına inanamıyordu.</p>
<p>“Biliyorsun bugün önemli bir gün ve düşündüm ki… Yani sen ve ben…” diye devam etti Can, kadından bir cevap gelmeyince.</p>
<p>“Evet, çok isterim!” diye atıldı Canan heyecanla.</p>
<p>“Gerçekten mi?” diye sordu Can. “Şey… Ben de yardım etmek istemezsin diye korkmuştum.” diye devam etti ardından rahatlamış bir biçimde.</p>
<p>“Yardım mı?”</p>
<p>“Evet. Biliyorsun ya, bugün annemin doğum günü ve çiçekleri çok seviyor. Ben o tarz şeylerden hiç anlamam ama senin çiçeklere ne kadar düşkün olduğunu biliyorum. O yüzden düşündüm ki birlikte çıkıp uygun bir hediye bulabiliriz.”</p>
<p>Can konuştukça Canan’ın yüzündeki mutluluk yerini yavaşça hayal kırıklığına bırakıyordu. Bir saniye önce dünyanın en mutlu kadınıydı şimdi ise ne düşüneceğini bilemiyordu. Adam lafını bitirdikten sonra odaya kısa süreli bir sessizlik hâkim oldu.</p>
<p>“Canan?”</p>
<p>“Efendim?” diye cevapladı Canan, bariz bir hüzün ile.</p>
<p>“Sen iyi misin? Bak… Eğer gelmek istemezsen seni anlarım.”</p>
<p>“Yo, yo… Sorun değil, üzerimi değiştirmem için bana biraz zaman ver lütfen.”</p>
<p>Kadın yüzünde sahte bir gülümseme ile oturduğu yerden kalktı. Ağır adımlarla odasına doğru ilerleyip kapıyı ardından kapattı. Sonra da sırtını kapıya yaslayarak derin bir iç çekti.  Neler de düşünmüştü. “Sen bir salaksın Canan.” dedi kendi kendine. “Ve onunla dışarı çıkarak daha büyük bir salaklık yapıyorsun.”</p>
<p>Yine de sevdiği adamla bir-iki saat geçirme fikri evde boş boş oturup kendini paralamaktan daha iyi görünüyordu gözüne. Her ne kadar Can onun aşkından bihaber olacak olsa da…</p>
<p>***<br />
10 dakika kadar sonra caddedeydiler. Can, Canan’ın koluna girmiş hızlı adımlarla ilerliyordu. Canan ise sevdiği adamla kol kola yürümenin tadını çıkarmaya çalışıyordu.</p>
<p>“Can biraz yavaş yürür müsün lütfen. Bu ne acele anlayamıyorum.”</p>
<p>“Özür dilerim. Biraz heyecanlıyım da…”</p>
<p>“Niye heyecanlanıyorsun ki? Gören de annene ilk defa hediye alıyorsun sanacak.”</p>
<p>“Şey, evet…” dedi adam, ardından bir kahkaha attı. “Haklısın, boş yere panik yapıyorum sanırım.”</p>
<p>Az sonra şehrin en büyük ve en gösterişli çiçekçilerinden birindeydiler. Oldukça geniş ve lüks döşenmiş bir yerdi “Çiçeklerin Dansı.” İçeride hemen hemen her çeşit çiçeğin tüm renklerini bulmak mümkündü. Her çiçeğin kendine has bir bölümü ve her bölümün bir uzmanı vardı. İnsan kendisini çok büyük bir alış-veriş merkezinde gibi hissediyordu burada. İçeride el ele dolaşan çiftlerle karşılaşınca biraz morali bozuldu Canan’ın. Ama çiçekleri görür görmez tüm olumsuz düşünceler aklından siliniverdi. Bu narin ve birbirinden renkli varlıklar onun her şeyiydi. Onlara çok değer verirdi ve onların olmadığı bir dünyayı hayal dahi edemezdi. Laleler, sümbüller, güller, leylaklar… Hepsi de birbirinden güzellerdi. Ne yana bakacağını, hangisini seçeceğini şaşırmış haldeydi genç kadın.</p>
<p>“Hepsi senin… Kendine alıyormuş gibi seç lütfen.” dedi Can, gülümseyerek.</p>
<p>Canan da gülümseyerek karşılık verdi. Öyle yapacaktı.</p>
<p>Gülüşmeler ve kahkahalarla geçen bir yarım saatin ardından kocaman bir gül buketi yaptırmışlardı. Güller o kadar güzellerdi ki insan onlara dokunmaya kıyamıyordu. Ne çok kırmızıydılar ne de çok soluk… Tam olmaları gerektiği gibi… Canan güllere bakarak melankolik bir şekilde gülümsedi ve buketi Can’a uzattı.</p>
<p>“Al bakalım. Annen beğenir umarım.”</p>
<p>Fakat Can buketi almak yerine kibarca geri ittirdi ve gülümseyerek şöyle dedi; “Hayır, sende kalsınlar. Bunlar senin.”</p>
<p>“N-Nasıl yani?” diye bocaladı Canan.</p>
<p>“Yarın annemin doğum günü falan değil.”</p>
<p>“Değil mi? Peki o zaman neden?”</p>
<p>“Sana yalan söyledim. Bu çiçekler sadece ve sadece senin için. Onları sana vermek için aldım. Çiçeklerden anlamadığım konusunda doğruyu söylüyordum çünkü.”</p>
<p>“İyi ama ne için?” diye sordu Canan, şaşkın bakışlarla.</p>
<p>“Çünkü seni seviyorum.” dedi adam. “Hem de ilk gördüğüm andan beri. Bunu sana uzun zamandır söylemek istiyordum ama bir türlü uygun anı yakalayamıyordum. Sonra düşündüm de… Sevgililer gününden daha uygun ne olabilir ki?”</p>
<p>Canan şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez bir vaziyette bir Can’a bir de elindeki çiçeklere bakıyordu. Can ise kadının vereceği cevabın ne olacağını bilemez bir halde, tedirgin ve heyecanlı bakışlarla ona bakıyordu.</p>
<p>“Hediyemi kabul edecek misin?” diye sordu sonunda, daha fazla dayanamayıp.</p>
<p>“Evet.” dedi Canan, sıcacık bir gülümseme yüzünü kaplarken. “Elbette evet, seni budala! Evet!” dedi sonra da kahkahalar atarak. İkili büyük bir mutlulukla birbirlerine sarıldılar. Bu esnada mağazadaki diğer insanlar da yeni çifti alkışlayarak katılıyorlardı bu mutluluğa…</p>
<p>İstanbul’da soğuk bir kış günüydü. Şimdi gönülleri aşk ile ısınan bir çift daha vardı insanların arasında…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.blogdergisi.com/istanbulda-bir-kis-gunu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

