Bu sayımızın konusu “AŞK”, o halde gelin biz de oyun dünyasındaki aşklara ve âşıklara şöyle bir göz atalım hep beraber. Bu listeyi oluştururken sadece kendi oynadığım oyunları baz aldığımı baştan belirtmekte fayda var. Sonra “Falan ve filanın aşkı neden bu listede yok? Ha? Neden!” deyip başımın etimi yemeyin, olur mu?
—————————————————————————————————————–
Dikkat! Az sonra okuyacağınız makale bazı oyunların konu ve hikâyeleri hakkında önemli bilgiler içermektedir. Eğer bu oyunları henüz oynamadıysanız ve ileride oynamak gibi bir niyetiniz varsa burada yazılanlar oyunlardan alacağınız zevki büyük ölçüde baltalayacaktır.
—————————————————————————————————————–
Mario & Prenses Toadstool ( Super Mario oyunları )
Fazla söze gerek var mı? Dile kolay, tam 21 yıldır yani 1981 yılından beri aşkını kanıtlamak için Prenses’in peşinden koşturuyor sevgili Mario. Sadece koşturmakla kalsa iyi; atlıyor, zıplıyor, yüzüyor hatta uçuyor pos bıyıklı tesisatçımız. Bu esnada da Donkey Kong’tan tutun da Bowser’a kadar birbirinden azılı düşmanlarla kapışmaktan da çekinmiyor üstelik. O kurtarmaktan, Prenses ise kaçırılmaktan bıkmadı senelerdir. Muradına eremedi bir türlü sevgili Mario. Oyunlarının satış rakamları bu kadar yüksek olmaya devam ettikçe de eremeyecek korkarız.
Leon & Ada ( Resident Evil 2 )
Acemi polis Leon S. Kennedy, Racoon City’ye tayini çıktığında epey heyecanlanmıştır muhakkak. Ama karşılaşacağı “şey” hakkında ufacık bir fikri olsa oraya adımını atmazdı herhalde. Yine de tüm o karmaşa ve kaosun ortasında hayatının en güzel kadınına da rastlamıştı Leon; Ada Wong. Çekici olduğu kadar gizemli bir karaktere sahip olan Ada (Eyda diye okunuyor bu arada) genç polisimizin kalbini hemencecik çalıvermişti Racon City’nin izbe sokak aralarında. Kendisinin de ona karşı boş olmadığı yönünde şüphelerimiz var. Ama “önce iş” diyen kadınlardan Ada; o yüzden gerçekten Leon’u seviyor mu yoksa işine geldiği için onu kullanıyor mu tam olarak anlayamadık bir türlü. Yalnız şurası gerçek, Leon bu kıza fena halde âşık durumda… Oynayanlar bilir, ikinci oyunun “ilk sonu” bu konuda gayet açıklayıcı ve de dokunaklıdır.
Prince & Farah (Prince of Persia: Sands of Time)
Persia Prensi’ni duymayanınız yoktur sanırım. Hani 1989 yılında siyah-beyaz ekranlarımıza bir bomba gibi düşen, gerek akıcı kılıç dövüşleri gerekse gerçekçi akrobatik hareketleri ile bizi bizden alan ve Prince of Persia oyunun başkahramanı olan kişi. Evet evet, işte o! Prensimiz ta o zamanlarda bile biricik sevgilisi Prenses’i kurtarmaya ant içmiş, bu yolda bin bir çeşit tuzağı geçmekten çekinmemişti. İlk oyunun üzerinden yıllar geçse de prens ve prenses arasındaki bu ilişki hiç değişmedi. Hatta PoP oyunları arasında tartışmasız herkesin favorisi olan Sands of Time’da bile… Bu kez isimsiz prensesimizin bir adı da vardı üstelik Farah. Dik kafalı ve dediğim dedik bir karakter olmasına ve sürekli prensle didişip durmasına rağmen sevmiştik Farah’ı. Özellikle de oyunun sonunda kendisini feda edişi ve Prens’in sırf onun hayatını kurtarabilmek adına o ana dek olan her şeyi geri alması unutulmazdır. Hem de tek aşkının kendisini tanımayacağını bile bile…
George & Nico (Broken Sword)
Oyunlarda aşk konusunu açıp da bu ikiliden bahsetmemek olmaz. Sevimli hergelemiz George Stobbart (iki b ile) şüphesiz oyun tarihinin en önemli ve en sevilen karakterlerinden biridir. Onun bu sevimliliği biraz da Fransız gazeteci Nico Collard’a olan aşkından ve ikili arasında geçen komik diyaloglardan ileri gelir. George sayısız kez Nico’nun hayatını kurtarmış olsa da ilk oyunun sonunu saymazsak beklediği karşılığı bir türlü alamaz. Yine de Nico’nun peşinde dolaşmaktan ve hayatını onun için tehlikeye atmaktan vazgeçemez George. Hoş, vazgeçmeye çalışsa bile kader (ya da senaristler) buna izin vermiyor ve ikilinin yolu bir şekilde kesişiveriyor her oyunda. Zaten biz de Nico’suz bir Broken Sword oyunu düşünemiyoruz. Rachel Weisz’siz bir Mumya’ya benzerdi herhalde… Kusura bakma George, seni aşkından sürünürken seviyoruz biz.
Guybrush & Elaine (Monkey Island)
Eğer George Stobbart’tan daha geveze ve daha zevzek bir oyun karakteri olamaz diye düşünüyorsanız ya fena halde yanılıyorsunuz ya da Guybrush Threepwood ile hiç tanışmamışsınız demektir (Bu aynı zamanda çok şey kaçırdığınız anlamına da geliyor). Tek hayali büyük bir korsan olmak olan Guybrush, ideallerinin peşinde Mêlée Adasına gider fakat burada çok farklı bir şeyle, hayatının aşkı olan Vali Elaine ile karşılaşır. Ama bir sorun vardır; korkunç hayalet korsan LeChuck da Elaine’e âşıktır ve onu elde etmek için yapmayacağı şey yoktur. Takvimler 1990’ı gösterirken böyle başlar ikili arasındaki büyük mücadele… Tek becerisi suyun altında nefesini on dakika tutabilmek olan Guybrush aşkını kurtarabilmek için o zamandan bu zamana çırpınıp durmakta, hatta arada ölüp tekrar hayata dönmektedir. O değil de Elaine gibi bir kadın Guybrush gibi birine nasıl âşık olur, hâlâ anlamış değilim. Eh, öbür tercih LeChuck olunca şaşırmamak gerek sanırım…
Gordon & Alyx Vance ( Half-Life 2 )
Bu kadar geveze iki karakterden sonra şimdi de karşımızda sessizliği ile ün salmış Gordon Freeman var. Bir fizik profesöründen beklenmeyecek derecede iyi savaşan Gordon, bir kucak dolusu yılın oyunu ödülünü kaptıktan sonra soluğu Half-Life 2’de almıştı hatırlarsanız. Gerçi bu soluğu alması için altı yıl beklememiz gerekti ama o apayrı bir yazının konusu… Her neyse, kendini City 17’de bulan karizmatik kahramanımız burada eski bir dostunun kızı olan Alyx Vance ile de tanışır. Alyx oyunun başından itibaren Gordon’a olan hayranlığını gizleyemez, bu hayranlık ise sonradan ufak ufak aşka dönüşmeye başlar. En azından Alyx cephesinde… Çünkü oldum olası ketum bir karakter olan Gordon, ne Alyx’in sevgi dolu bakışlarına ne de kendisi hakkında ettiği iltifatlara tek bir yorum getirmiyor oyun boyunca. Biz bilgisayarın karşısında “Olm Gordon bir şey söylesene! Gülsene yahu, bir tepki ver be adam!” diye yırtınıp dururken Gordon bana mısın demiyor. Ama bu böyle bitmez, bitmemeli! Gözümüz Episode 3’te, elimiz levyede! Gordon bak, kıza güzel bir söz söyledin söyledin, söylemedin bizden günah gitti!
Biz ve Companion Cube ( Portal )
Gelelim oyun dünyasının en büyük aşkına! Söyleyin bana, hangimiz tereddüt etmeden bu sevimli küpü ateşlere atabildi? Hiç birimiz elbette! Onu atamazdık, ateşlere terk edemezdik sevgili küpümüzü. Koskoca bir bölüm boyunca (sadece birkaç dakika) bize eşlik etmişti o küp! Birlikte ne zorluklar, ne badireler atlatmıştık. O olmasa başarmayacaktık üstelik. Ölürüz de bırakmayız küpümüzü! Ühü!
Oyunlarda Aşk
Yazar:Blog Dergisi | Kategori:Genel
Bu sayımızın konusu “AŞK”, o halde gelin biz de oyun dünyasındaki aşklara ve âşıklara şöyle bir göz atalım hep beraber. Bu listeyi oluştururken sadece kendi oynadığım oyunları baz aldığımı baştan belirtmekte fayda var. Sonra “Falan ve filanın aşkı neden bu listede yok? Ha? Neden!” deyip başımın etimi yemeyin, olur mu?
—————————————————————————————————————–
Dikkat! Az sonra okuyacağınız makale bazı oyunların konu ve hikâyeleri hakkında önemli bilgiler içermektedir. Eğer bu oyunları henüz oynamadıysanız ve ileride oynamak gibi bir niyetiniz varsa burada yazılanlar oyunlardan alacağınız zevki büyük ölçüde baltalayacaktır.
—————————————————————————————————————–
Mario & Prenses Toadstool ( Super Mario oyunları )
Fazla söze gerek var mı? Dile kolay, tam 21 yıldır yani 1981 yılından beri aşkını kanıtlamak için Prenses’in peşinden koşturuyor sevgili Mario. Sadece koşturmakla kalsa iyi; atlıyor, zıplıyor, yüzüyor hatta uçuyor pos bıyıklı tesisatçımız. Bu esnada da Donkey Kong’tan tutun da Bowser’a kadar birbirinden azılı düşmanlarla kapışmaktan da çekinmiyor üstelik. O kurtarmaktan, Prenses ise kaçırılmaktan bıkmadı senelerdir. Muradına eremedi bir türlü sevgili Mario. Oyunlarının satış rakamları bu kadar yüksek olmaya devam ettikçe de eremeyecek korkarız.
Leon & Ada ( Resident Evil 2 )
Acemi polis Leon S. Kennedy, Racoon City’ye tayini çıktığında epey heyecanlanmıştır muhakkak. Ama karşılaşacağı “şey” hakkında ufacık bir fikri olsa oraya adımını atmazdı herhalde. Yine de tüm o karmaşa ve kaosun ortasında hayatının en güzel kadınına da rastlamıştı Leon; Ada Wong. Çekici olduğu kadar gizemli bir karaktere sahip olan Ada (Eyda diye okunuyor bu arada) genç polisimizin kalbini hemencecik çalıvermişti Racon City’nin izbe sokak aralarında. Kendisinin de ona karşı boş olmadığı yönünde şüphelerimiz var. Ama “önce iş” diyen kadınlardan Ada; o yüzden gerçekten Leon’u seviyor mu yoksa işine geldiği için onu kullanıyor mu tam olarak anlayamadık bir türlü. Yalnız şurası gerçek, Leon bu kıza fena halde âşık durumda… Oynayanlar bilir, ikinci oyunun “ilk sonu” bu konuda gayet açıklayıcı ve de dokunaklıdır.
Prince & Farah (Prince of Persia: Sands of Time)
Persia Prensi’ni duymayanınız yoktur sanırım. Hani 1989 yılında siyah-beyaz ekranlarımıza bir bomba gibi düşen, gerek akıcı kılıç dövüşleri gerekse gerçekçi akrobatik hareketleri ile bizi bizden alan ve Prince of Persia oyunun başkahramanı olan kişi. Evet evet, işte o! Prensimiz ta o zamanlarda bile biricik sevgilisi Prenses’i kurtarmaya ant içmiş, bu yolda bin bir çeşit tuzağı geçmekten çekinmemişti. İlk oyunun üzerinden yıllar geçse de prens ve prenses arasındaki bu ilişki hiç değişmedi. Hatta PoP oyunları arasında tartışmasız herkesin favorisi olan Sands of Time’da bile… Bu kez isimsiz prensesimizin bir adı da vardı üstelik Farah. Dik kafalı ve dediğim dedik bir karakter olmasına ve sürekli prensle didişip durmasına rağmen sevmiştik Farah’ı. Özellikle de oyunun sonunda kendisini feda edişi ve Prens’in sırf onun hayatını kurtarabilmek adına o ana dek olan her şeyi geri alması unutulmazdır. Hem de tek aşkının kendisini tanımayacağını bile bile…
George & Nico (Broken Sword)
Oyunlarda aşk konusunu açıp da bu ikiliden bahsetmemek olmaz. Sevimli hergelemiz George Stobbart (iki b ile) şüphesiz oyun tarihinin en önemli ve en sevilen karakterlerinden biridir. Onun bu sevimliliği biraz da Fransız gazeteci Nico Collard’a olan aşkından ve ikili arasında geçen komik diyaloglardan ileri gelir. George sayısız kez Nico’nun hayatını kurtarmış olsa da ilk oyunun sonunu saymazsak beklediği karşılığı bir türlü alamaz. Yine de Nico’nun peşinde dolaşmaktan ve hayatını onun için tehlikeye atmaktan vazgeçemez George. Hoş, vazgeçmeye çalışsa bile kader (ya da senaristler) buna izin vermiyor ve ikilinin yolu bir şekilde kesişiveriyor her oyunda. Zaten biz de Nico’suz bir Broken Sword oyunu düşünemiyoruz. Rachel Weisz’siz bir Mumya’ya benzerdi herhalde… Kusura bakma George, seni aşkından sürünürken seviyoruz biz.
Guybrush & Elaine (Monkey Island)
Eğer George Stobbart’tan daha geveze ve daha zevzek bir oyun karakteri olamaz diye düşünüyorsanız ya fena halde yanılıyorsunuz ya da Guybrush Threepwood ile hiç tanışmamışsınız demektir (Bu aynı zamanda çok şey kaçırdığınız anlamına da geliyor). Tek hayali büyük bir korsan olmak olan Guybrush, ideallerinin peşinde Mêlée Adasına gider fakat burada çok farklı bir şeyle, hayatının aşkı olan Vali Elaine ile karşılaşır. Ama bir sorun vardır; korkunç hayalet korsan LeChuck da Elaine’e âşıktır ve onu elde etmek için yapmayacağı şey yoktur. Takvimler 1990’ı gösterirken böyle başlar ikili arasındaki büyük mücadele… Tek becerisi suyun altında nefesini on dakika tutabilmek olan Guybrush aşkını kurtarabilmek için o zamandan bu zamana çırpınıp durmakta, hatta arada ölüp tekrar hayata dönmektedir. O değil de Elaine gibi bir kadın Guybrush gibi birine nasıl âşık olur, hâlâ anlamış değilim. Eh, öbür tercih LeChuck olunca şaşırmamak gerek sanırım…
Gordon & Alyx Vance ( Half-Life 2 )
Bu kadar geveze iki karakterden sonra şimdi de karşımızda sessizliği ile ün salmış Gordon Freeman var. Bir fizik profesöründen beklenmeyecek derecede iyi savaşan Gordon, bir kucak dolusu yılın oyunu ödülünü kaptıktan sonra soluğu Half-Life 2’de almıştı hatırlarsanız. Gerçi bu soluğu alması için altı yıl beklememiz gerekti ama o apayrı bir yazının konusu… Her neyse, kendini City 17’de bulan karizmatik kahramanımız burada eski bir dostunun kızı olan Alyx Vance ile de tanışır. Alyx oyunun başından itibaren Gordon’a olan hayranlığını gizleyemez, bu hayranlık ise sonradan ufak ufak aşka dönüşmeye başlar. En azından Alyx cephesinde… Çünkü oldum olası ketum bir karakter olan Gordon, ne Alyx’in sevgi dolu bakışlarına ne de kendisi hakkında ettiği iltifatlara tek bir yorum getirmiyor oyun boyunca. Biz bilgisayarın karşısında “Olm Gordon bir şey söylesene! Gülsene yahu, bir tepki ver be adam!” diye yırtınıp dururken Gordon bana mısın demiyor. Ama bu böyle bitmez, bitmemeli! Gözümüz Episode 3’te, elimiz levyede! Gordon bak, kıza güzel bir söz söyledin söyledin, söylemedin bizden günah gitti!
Biz ve Companion Cube ( Portal )
Gelelim oyun dünyasının en büyük aşkına! Söyleyin bana, hangimiz tereddüt etmeden bu sevimli küpü ateşlere atabildi? Hiç birimiz elbette! Onu atamazdık, ateşlere terk edemezdik sevgili küpümüzü. Koskoca bir bölüm boyunca (sadece birkaç dakika) bize eşlik etmişti o küp! Birlikte ne zorluklar, ne badireler atlatmıştık. O olmasa başarmayacaktık üstelik. Ölürüz de bırakmayız küpümüzü! Ühü!