Blog Dergisi
  • Anasayfa
  • Kategoriler
    • Blog Destek
    • İnternet
    • Kişisel Gelişim
    • Kitap
    • Konuk Blog Yazarı
    • Mini Oyun
    • Mizah
    • Moda
    • Müzik
    • Oyun
    • Rengarenk
    • Röportaj
    • Sinema
    • Sosyal Medya
    • Teknoloji
    • TV Serileri
  • Dergiler
  • Tüm Yazılar
  • Tasarımcı Ol
  • Yazar Ol
Anasayfa » Röportaj: Doğum Fotoğrafçısı Alev Durmuşoğlu
Mar01 0

Röportaj: Doğum Fotoğrafçısı Alev Durmuşoğlu

Yazar:Blog Dergisi | Kategori:Genel

Tweet
Share


Sosyal Medyanın Sevilen isimlerinden; Doğum Fotoğrafçısı Alev Durmuşoğlu

Ön söz:

İlk nefes alışınızın fotoğraflanmasını ister miydiniz? Belki isterdiniz, belki istemezdiniz. Ama şu an sonuç olarak bakıldığında bu yazıyı okuyorsanız artık çok geç :) Yalnız çocuk sahibi olmak gibi bir düşünceniz var ve çocuğunuzun o ilk anını fotoğraflayıp, ölümsüzleştirmek istiyorsanız sizi, bu işi profesyonel anlamda yapan biriyle tanıştırmak isterim; Alev Durmuşoğlu.

Bu ay onu kenara çekip; işi gücü, hayata bakışı ve ilişkileri hakkında bir iki soru sordum, kendisi de güzel güzel yanıtladı. Buradan kendisine tekrar teşekkür edip sizi röportaja buyur ediyorum.

Röportaj:

Alev merhaba;
Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için teşekkürler.
Seni sosyal ağlardan takip ediyor, samimi ve hatta fazlasıyla doğal paylaşımlarını çok beğeniyorum. Bu paylaşımların sayesinde seni az da olsa tanıyoruz. Paylaşımların dışında “Alev kimdir?” gibi klasik bir soru sorarsak nasıl biriyle karşılaşırız? Bize biraz kendinden bahseder misin?
1977 Almanya doğumluyum. (Böyle birden sorulunca da insan nasıl başlayıp lafı ne kadar uzatmadan kendini anlatsa diye şaşırıyor) Doğum Fotoğrafçısıyım. Fotoğraf, hamileler, bebekler, internet, kediler ve köpekler hayatımda en çok yer alan şeyler. Bahçeşehir Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı bölümünden mezun oldum. 7 yıldır doğum fotoğrafları çekiyorum.

Peki biriyle tanıştığın zaman, mesleğini sorduğunda “doğum fotoğrafçısı”yım mı diyorsun? Bunu sormamın nedeni, doğum fotoğrafçılığı çok bilinen bir meslek değil diye biliyorum.
Biri sorduğunda elbette Doğum Fotoğrafçısıyım diyorum. Ama bazen de sadece fotoğrafçı diyorum. Çünkü bazen “Doğum Fotoğrafçısı” dediğimde bunu anlamayacak, anlatmaya kalksam daha da kafası karışacak insanlar sorabiliyorlar (annemin arkadaşları, yaşlı komşu teyzeler misal).
Ama onlara da sadece fotoğrafçıyım da desem, Doğum Fotoğrafçısıyım da desem, “olsun” gibi bir yanıt alabiliyorum. Sanki fotoğrafçılık hiçbir iş güç sahibi olamamış insanların, son çare olarak başvurduğu bir işmiş gibi algılayabiliyorlar.

Peki bilmeyenler için doğum fotoğrafçılığı nedir?
Bebeğin anne karnındaki son saatlerinden başlayarak, doğum anına, ilk muayenesine, ilk banyosuna uzanan, annesi ve babasıyla tanışmalarının ardından ilk aile fotoğrafları ve bebek portreleri ile son bulan yani kısacası bebeğin hayatındaki ilk gününün belgelenmesi.

Sana mesleğin hakkında daha önce milyarlarca defa sorulmuş, basit bir soru soracağım :) ) Bu soruya copy paste ile cevap verebilirsin:
Doğum fotoğrafçılığına nasıl başladın? Neden doğum fotoğrafçılığı?
Neden doğum fotoğrafçılığı diye sormasan hatrım kalırdı :) ))) Bu soru için hazırda bir cevabım var elbette (ezberledim artık:)

Düğünlerde bile (ki mutlu gündür ya) mutlaka birileri mutsuz olur, ya saçını beğenmez, ya elbisesini ya makyajını… Aileler arası bir gerginlik olabilir. Bir şeyler ters gider, müzik, pasta vs. Mutlaka bir gerginlik vardır. Ama doğumlarda öyle değil, herkes son derece mutludur, herkes bebeğe odaklıdır. Önemli olan tek şey vardır bebeğin sağlıkla dünyaya gelmesi ve sanırım bebeklerin saflığından olsa gerek, herkese yansır bu . Tabii buna ek olarak, doğumlarda mutluluk, endişe, heyecan, korku, merak, sabırsızlık gibi birbiri ile tezat bir sürü duygu aynı anda yansır insanların yüzlerine, bir fotoğrafçı için bu kadar ifadeyi aynı anda insanların yüzlerinde görebilmek büyük nimet.

Doğum fotoğrafları çekmeye tamamen ihtiyaçtan başladım. Tüm arkadaşlarım zaten çocuk sahibiydiler. Onların çocuklarının fotoğraflarını çekiyordum hatıra kalsın diye. Babamın fotoğraf merakı sayesinde, bebeklik ve çocukluk dönemimden o kadar çok fotoğrafım var ve bu fotoğraflar benim için o kadar kıymetli ki, etrafımdaki her çocuğun bir sürü fotoğrafı olsun istiyordum. Sonrasında bu arkadaşlarım sırayla ikinci bebeklere hamile kaldılar. Hamileliklerini fotoğrafladıktan sonra sıra doğumlara geldi. Önceleri sadece arkadaşlarımın fotoğraflarını çekiyordum. Ancak sonradan hiç tanımadığım insanlar aramaya ve doğum fotoğrafı talep etmeye başladılar. Böylece kendimi mesleğin içinde buluverdim. İyi ki de bulmuşum. Doğum fotoğrafı çekmek benim için terapi gibi bir şey. Her doğumdan sonra kendimi daha iyi, daha sağlıklı, daha güzel, daha mutlu hissediyorum.

Aileler sana nasıl ulaşıyorlar?
En çok Internet üzerinden (www.dogumfotosu.com) aracılığı ile. Bunun yanısıra arkadaş ve doktor tavsiyesiyle.

Peki sana ulaşan, isteyen herkesle çalışıyor musun?
Elbette, herhangi bir ayrım yapmıyorum. Doğumlarının olacağı gün müsaitsem yani bir başka doğumum yoksa çekim yapıyorum. Ancak önceden bir başka aileye söz vermişsem mümkün olmuyor çünkü tüm çekimleri kendim yapıyorum.

İlk doğumunu çektiğin aileyi hatırlıyor musun? Ve o çocuğun adı, yaşı nedir? Hatta bugüne kadar çektiğin doğumların ne kadarını hatırlıyorsun?
İlk bebeğimi elbette hatırlıyorum. Şuan yurtdışında :) Bu sene ilkokula başlayacak sanırım, büyüdü kocaman oldu.
Hafızam çok kuvvetli değildir, kafam karışıktır ve bazen iki dakika önce söylenmiş bir şeyi bile anımsayamam. Ama bebeklerimin isimlerini, hangi hastanede doğduklarını, o gün yaşananları o kadar net hatırlıyorum ki! Yıllar sonra aileler beni aradıklarında, bebeğin adını soruyorum ve söyledikleri anda, “falanca hastanede, bilmem kaç yılında değil mi?” diyorum, şaşırıyorlar :)
Misal geçen hafta Alper’in doğumgünündeydim. Alper beni kapıda “Alev Ablaaa” diye karşıladı, neredeyse ağlayacaktım. Alper’in hem doğumunu görüntüledim, hem de ilk 1 senesinde her ay aynı gün fotoğraflarını çektim. Sonrasında da her sene doğumgününde buluştuk. Şimdi 5 yaşında bir delikanlı :)

Peki sence çocuk sahibi olmak için “aile” olmaya gerek var mı?
İstisnalar mutlaka vardır. Ancak kişisel görüşüm bir çocuğun sağlıklı büyüyebilmesi için aile ortamına ihtiyacı olduğu yönünde.

Yaptığın paylaşımlardan birinde şu cümle dikkatimi çekmişti:
“Ölmekten korkmuyorum. Geride bırakacağım insanların üzülecekleri fikri sinirimi bozuyor sadece.” bu cümle o kadar güzelki, senin o sürekli eğlenceli paylaşımlarının, hayata karşı o güçlü duruşunu bi yana, bu cümleyle adeta tüm “kırılganlığını” ifade etmiş gibisin. Cümleyi yazarken ne hissettin? ve ölüm (kötü bir hatırlatma olsada) öldüğünde nasıl biri olarak anılmak istersin?
Şimdiye dek -bencilce belki ama- kaybettiğim insanların arkasından “öldü gitti” diye üzülmekten çok, “ben şimdi onsuz ne yaparım” diye düşündüm hep. Aynı şekilde, benim yokluğumda çok büyük acı yaşayacak olanları (çok değil bir kaç kişi) düşünüp, onlar adına üzülüyorum kendi ölümümü düşündüğümde.

Öldüğümde beni pek fazla tanımayan insanların akıllarına gelecek kadar bir iz bırakmadım sanırım kimsede. Bu yüzden öldüğümde şöyle anılmak isterim diye net bir cümle kuramıyorum.

Ama çocuklar için gerçekten bir şeyler yapmak istiyorum, aslında işimi yaparken kendimi çocuklar için bir şey yapıyor hissediyorum, onlara anı bırakıyorum, adımı hatırlamayacak beni tanımayacak olsalar bile, benim çektiğim fotoğraflara baktıklarında bir gün mutlu olacaklarını düşünmek çok iyi geliyor. Mesleğim dışında da çocuklara fayda sağlayabilmek için uğraşıyorum. Bir gün öldüğümde ardımdan bir sürü şey söyleyebilirler ama “çocuklar için güzel şeyler yaptı” derlerse işte o zaman gerçekten hayatımın bir anlamı olmuş olacak.

Malum Şubat ayı denilince akla sevgililer günü geliyor. 14 Şubat sevgililer günü hakkında sen ne düşünüyorsun? 
13 Şubattan sonraki, 15 Şubattan önceki, yolda utana sıkıla elinde kırmızı gülle gezen kızların dikkatimi çektiği, her yerin kırmızı kalplerle donatıldığı, pek çoğuna göre romantik bana göre sevgini göstermek için güzel bir fırsat olabilecek ancak çok da önemli olmayan bir gün.

Peki bu güzel günle ilgili bir planın var mı? Hatta şöyle sorayım:
Sevgilin var mı?
Sanatımla anılmak istiyorum! :P

:) ))  yine paylaşımlarından birini alıntı yaparak soracağım;  
“Aldatıldığım halde terketmedim, terketmedim, terketmedim… Pişmanım… Ama aldatacağımı anladığım an çekip gittim…” diyorsun. Kaç defa aşık oldun mu?
Aşkın tam olarak ne olduğu konusunda emin değilim. Hangisi aşktı, hangisi değildi. Kalıcı olan mı yoksa bir süre insanın başını döndürüp sona eren mi? Dolayısıyla bir sayı veremem.

Peki aşk hakkında düşüncelerin nedir?
Bir üstte bunu yanıtlamış gibi olmuşum sanırım. Bu cümle uygun değil diyorsan, “bence aşk; bitmiş bir tuvalet kağıdı rulosudur. İnsanı, pantalonu paçalarında badi badi yürütür.”

Badi badi yürütmek ahaha güzeldi :) )
Aldatma hakkında yazdığın cümleye dayanarak soruyorum :) ))
1-Erkeğin aldatması olayına nasıl bakıyorsun?
Duygusal açlık, fiziksel açlık, ego tatmini, hepsi benim olsun isteği, acaba o mu bu mu şu mu, bu da güzel, bu da tatlı kararsızlığı, gösteriş… bir sürü sebebi olabilir ve herkes aldatabilir. Karşısındakine çok fazla güvenen insanların ya işlerine öyle geldiğini ya da körkütük aşık olduğunu düşünürüm.

2-Kadının aldatması olayına nasıl bakıyorsun?
Yukarıdaki sorudan farklı bir şey yazamam, bu konuda ve pek çok konuda kadın-erkek ayrımı yoktur bana göre.

3-Aldatmayı genel olarak ele alırsak; birde cinsiyet ayırmadan, bu konu hakkında düşüncelerin nedir?
3 sorunun da yanıtı aynı desem terlikle kovalamazsın beni değil mi?

Yok yok terlik fırlatamayacağım. Misafisever bir dergiyiz :) )
Hem madem aynı yanıtları veriyorsun konuyu değiştirelim ve senin gerçekten özene bezene, üzerinde durduğun Lösev’le ortaklaşa yürüttüğün bir çalışman var, onun hakkında konuşalım. İlk olarak nasıl başladı?
Önceki sene, Lösev’in Ispanak (www.ispanak.com.tr) sitesini keşfetmemle birlikte başladı. Şakayla karışık sosyal medyadaki arkadaşlarıma çekiliş yapalım mı dedim. İtiraf etmem gerekirse “yok daha neler” “çocuk muyuz biz” gibi şeyler bekliyordum. Ancak onlar benden de hevesli çıktılar :) Destek olmaları ve biz de varız demeleri sayesinde yapmaya başladık. Daha detaylı bilgi şu yazıda var aslında www.kerizella.com/kelebek-etkisi.html

Bu çalışmada neler yapıyorsun? Nasıl ilerliyor?
Öncelikle katılımcıları belirliyoruz. Hani ilkokulda yapardık ya, kura çekiyoruz ve insanları eşleştiriyoruz. Herkes kendine çıkan kişiye bir hediye gönderiyor. Kimse hediyesinin kimden geleceğini bilmiyor, ta ki hediye ulaşana kadar. Tek şartımız var, o da Lösev’in Ispanak sitesinden alışveriş yapmak. Hem hediye gönderdiğimiz için mutlu oluyoruz, hem hediye geliyor mutlu oluyoruz, hem hediyelerimizin geliri Lösemili çocukların tedavisinde kullanıyor, onlar mutlu oluyorlar. Kısacası zincirleme bir mutluluk hadisesi bu :)

Böylesine güzel projelerin artması dileğiyle. Sonuç olarak baktığında, bu çalışma sonrasında ne hissediyorsun?
Çok mutlu oluyorum. İşe yaradığımı hissediyorum. Tek başıma olsam başaramayacağım bir şeyi hiç tanımadığım ama sevdiğim bir sürü insanla birlikte başarabilmiş olmanın hazzını duyuyorum. Bir de çok enterasan, sosyal medyada birbirini bir şekilde engellemiş, belki daha evvel tartışmış insanlar, kurada birbirlerine çıkıp barışıyorlar :) Böyle küçük ama eğlenceli tesadüfler olunca, daha keyifli hale geliyor.

Zincirleme bir mutluluk hadisesi olunca etkisini her yerde gösteriyor.
Bir de blogun var. Blog tutmaya nasıl ve neden başladın?
Yazdığım şeylerin bilgisayarda hapsolmasından, ya da sosyal medyada kaybolup gitmesinden bıkkınlık geldiği bir anda başladım. Uzun yıllardır zaten yazı yazıyordum, pek çoğunu www.alevdurmusoglu.com da yayınlıyordum. Geri dönüp okumak iyi geliyordu. Birileri okusun diye düşünmekten ziyade, bir gün ben geri dönüp okumak isteyebilirim dediğim şeyleri yazmak için blog oluşturdum. Şu sıralar çok vakit ayıramasam da, içimi dökmek, yaşadıklarımı orada saklamak hoşuma gidiyor.

Yorum Yap Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Okurlar

Son Yazılar

  • 2 Ülke 2 Film – Güney Kore
  • 2 Ülke 2 Film – Almanya
  • Bu İş Benim Hakkım
  • Yeni Sezonun Yeni Serileri
  • Bir Sıkıntı Var İçimde
  • PANPİŞ = 459.651
  • Blog Dergisi Sayı 21 (Kasım 2011)
  • Blog Ödülleri 2011
  • Terörü Lanetliyoruz!
  • Yahoo! Bus Stop Derby

Kategoriler

  • Blog Destek
  • Genel
  • İnternet
  • Kişisel Gelişim
  • Kitap
  • Mini Oyun
  • Mizah
  • Moda
  • Müzik
  • Oyun
  • Reklam & Pazarlama
  • Rengarenk
  • Sayılar
  • Sinema
  • Sosyal Medya
  • TV Serileri

Arşivler

Son Yazılar

  • 2 Ülke 2 Film – Güney Kore
  • 2 Ülke 2 Film – Almanya
  • Bu İş Benim Hakkım

Son Yorumlar

  • Blog Dergisi Sayı 20 (Ekim 2011) için Blog Dergisi Sayı 20 | İbrahim Mumcu
  • Bu İş Benim Hakkım için Ufuk Evren
  • Blog Dergisi Sayı 21 (Kasım 2011) için mustafa

Kolay Erişim

  • Anasayfa
  • Dergiler
  • Tüm Yazılar
  • Tasarımcı Ol
  • Yazar Ol

Takip Edin

© 2011 Blog Dergisi | WordPress